Ermeni Meselesi ve Ders Notu

4
12152
article top
article inline

Ermeni Meselesi ve Ders Notu
Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı
Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren Ermeniler ile Türkler iç içe yaşıyorlardı. 1326’da Bursa’yı fetheden Orhan Bey Ermenilerin Bizans zulmünden kurtulmaları için ruhani merkezlerini Kütahya’dan Bursa’ya taşıttı. Onların ayrı bir cemaat olarak örgütlenmelerine izin verdi. İstanbul’un fethinden sonra da Fatih Sultan Mehmet Bursa’daki dinî Ermeni liderini İstanbul’a getirterek Ermeni Patrikhanesini kurdurdu. Çıkardığı bir fermanla da dinlerini yaşamalarını ve ibadetlerini serbestçe yapmalarını güvence altına aldı. Daha sonraki dönemde Yavuz Sultan Selim, Kudüs Gregoryen Ermeni patriğine bir ferman vererek tanıdığı ayrıcalıkları belirledi. Fatih ile başlayan bu uygulama XIX. yüzyıla kadar devam etti.

Osmanlı millet sistemi içinde Gregoryen milleti olarak bilinen Ermeniler XIX. yüzyıl başlarında MİLLETİ SADIKA olarak adlandırılıyordu. Müslüman Türkler ile iç içe yaşadıkları için Türk kültürünün etkisinde kalmışlar Türkçe konuşuyor hatta ayinlerini bile Türkçe yapıyorlardı. Osmanlı Devleti’nde önemli görevlere getirilmişler, bakanlık ve elçilik yapanlar bile olmuştu. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan Ermeniler ticaret, sanat, sarraflık ve bankerlik ile uğraşarak zengin olmuşlardı. Türk halkının durumu ise tam tersiydi. Eli silah tutanlar cepheden cepheye koşarken geride kalanlar kadın, çocuk, malul, gazi ve yaşlılardı. Zor şatlarda hayatlarını devam ettiriyorlardı. Ermeniler Osmanlı topraklarında dağınık olarak yaşamış belli bir bölgede toplanmamışlardı. En kalabalık olduklarını söyledikleri Doğu Anadolu ve Çukurova’da dahi Ermeni nüfus oranı %20’ye ulaşamamıştı.

Ermenilerin Kışkırtılması ve Örgütlenmeleri
Osmanlı yönetiminde yaşayan Ermeniler Fransız İhtilali’nden etkilenmemişlerdi. Bu durum Rusya’nın uğraşları sonucunda değişti. Rusya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kafkaslardan Akdeniz’e ulaşabilmek için Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenileri kışkırtmaya başladı. Rus propagandası Ermeniler üzerinde kısa zamanda etkisini gösterdi. 1860’tan itibaren ilk örgütler Ermeni yardım dernekleri adıyla ortaya çıktı. 1887’de Ermeni ayaklanmalarını örgütlemek için İsviçre’de Hınçak Cemiyeti ve 1889’da Rusya’daTaşnak Ermeni Cemiyeti kuruldu. Osmanlı Devleti’ne karşı teşkilatlanan Ermeniler ilk kez 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Savaşı’nda isyan ettiler ve Rus ordusu ile birlikte hareket ettiler. Bu savaşta Rusya ve Ermeni komiteleri Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasını sağlamak için bölge Ermenilerini kışkırttılar. 93 Harbinin sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın 16. Berlin Antlaşması’nın 61. maddelerinde yer alan “Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahat yapılacaktır.” ibareleri ile Ermeni meselesi uluslararası antlaşmalara girmiş oldu. Berlin Kongresi’ne Ermeni Kilisesi de bir heyet göndermişti. Bu heyet kongreye Erzurum, Van ve Diyarbakır’da 1.330.000 Ermeni bulunduğunu Türklerin ise sayılarının 729.000 olduğunu gösteren bir rapor sundular. Bu bölgenin bağımsız bir Ermeni eyaleti olmasını istediler. Ancak sahte nüfus belgeleri ile yapmak istediklerini İngiliz Hariciye Nazırı Lord Salisbury bozdu. Bölgede hiçbir zaman Ermeni nüfusun çoğunluk olmadığını ve dağınık yaşadıklarını açıkladı. İngiltere’nin ağırlığını koyması sonucunda Ermeni istekleri kabul görmedi.  İngiltere’nin Berlin Kongresi’ndeki bu tavrı Rusya’nın Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz’e inmelerine engel olmak içindi. Bundan sonra İngiltere Rusya’ya bağlı bir Ermenistan yerine bağımsız Ermenistan devletinin kurulmasını sağlayarak bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalıştı. Böylece Ermeni meselesini körükleyen ikinci devlet İngiltere oldu. Bu amaçla Doğu Anadolu’da konsolosluklar açarak bölgeye Protestan misyonerler gönderdi. Fransa da İngiltere ile birlikte Ermenileri destekleyen politika izledi.

Ermenilerin Çıkardığı Olaylar
Ermenilerin faaliyetleri büyük ölçüde Doğu Anadolu’da yoğunlaşmıştı. Dinî merkezleri olan Aktamar bu bölgede idi. Ayrıca Erivan’a yakın ve Rusya’ya komşu olduğundan uygun bir konumdaydı.  Osmanlı Devleti Berlin Antlaşması’nın öngördüğü ıslahat çalışmalarını yaparken İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya sürekli müdahalelerde bulundular. Ermeni komiteleri de Avrupa devletlerinin dikkatini daha fazla çekmek için olaylar çıkardılar. Ermeni komiteleri ilk defa 1890’da Erzurum ve Adana’da isyan çıkardılar. 1893’te Merzifon’da güvenlik kuvvetlerine ateş açarak yirmi beş askerimizi öldürdüler. Yine 1894’te İstanbul’da bir yürüyüş yaptılar. Osmanlı hükûmetinin bulunduğu Babıali’ye baskın düzenlediler. Ermeni olaylarının en şiddetlisi Sason’da meydana geldi (1894). Buradaki Ermeni halk devlete vergi vermemeye ve Müslümanları yok etmeye çağrıldı. İsyanın büyümesi üzerine Osmanlı Devleti bölgeye asker sevk ederek isyanı bastırdı. Yine Ermenilerce Kayseri, Yozgat, Çorum, Zeytun ve Kahramanmaraş’ta ayaklanmalar çıkartıldı. 1896’da İstanbul Beyoğlu’ndaki Osmanlı Bankası’nı ele geçirip olay çıkardılar. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’e suikast düzenlediler. Osmanlı Devleti’nin isyanları bastırma çabaları, Avrupa’ya “Ermeniler katlediliyor.” diye duyuruldu. Hatta Avrupa’dan bir heyet Anadolu’ya gelerek incelemelerde bulundu. Ermeniler katlediliyor, haberinin asılsızlığı ortaya çıktı.

Böyle olmasına rağmenAvrupa devletleri Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine dayanarak Osmanlı Devleti’ne baskılarını artırdılar. Almanya ve Avusturya da İngiltere, Fransa ve Rusya ile birlikte hareket ederek Osmanlı Devleti’nin karşısında yer aldı. Bu devletler Osmanlı Devleti’nin dağılacağını düşünerek mirastan pay alma yarışına girmişlerdi. Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin ısrar ettikleri ıslahatları gerçekleştirmek için bir kararname çıkardı (1895). İngiltere, Fransa ve Rusya ıslahatların uygulanmasında gözlemci olmak istediler.

Ancak II. Abdülhamit bu durumu kabul etmedi ve ıslahatları müdahalesiz uygulamaya koydu. Yapılan ıslahatlardan kısa sürede sonuç alınması zordu. Ermenilerin amaçları ıslahat değil Osmanlı Devleti’nden ayrılmaktı. Ülkenin her tarafına dağılmış bulunan azınlıklara ait okullar Ermeni çetelerinin cephane deposu ve sığınağı durumunda idi. İsyancı Ermenilerin terör eylemleri devam etti. Hatta isyana katılmayan Ermenileri dahi öldürdüler. Ermeniler 1909’te Adana ve Dörtyol’da Müslümanlara saldırarak katliamlar başlattılar. İsyanın elebaşısı Ermeni piskoposu Museg, Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırması üzerine Mısır’a kaçtı. Avrupa kamuoyunda yeniden Türkler aleyhine tepkiler başladı.

Osmanlı hükûmetindeki İttihat ve Terakki yönetimi Rusya’yla yapılacak ıslahatları kapsayan bir antlaşma yaptı (1909). Bu antlaşmaya göre Rusya, yeniden Ermenilerle ilgili ıslahatların yapılmasında tek başına söz sahibi oluyordu.Avrupa devletlerinin Rusya’yı bu konuda serbest bırakmalarının sebebi ise açıktı. Rusya, Osmanlı ile ıslahatları görüşürken onlar da Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda görüşüyorlardı. Yaptıkları paylaşıma göre Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’yu Rusya’nın payına bırakmışlardı.

I. Dünya Savaşı Yıllarında Ermeni Sorunu

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi Ermeniler tarafından büyük bir fırsat olarak görüldü. Rusya Ermenileri, Rus ordusu ile birlikte Osmanlı Devleti’ne saldırı hazırlıklarına başladılar. I.Dünya Savaşı’nın başlarında Rusya, Doğu Anadolu’da Erzurum, Erzincan, Muş ve Bitlis’i işgal ederek bu bölgedeki Ermenileri yeniden ayaklandırdı.

Ermeni Tehciri
Rusya tarafından silahlandırılan Ermeniler, Türk köylerine baskınlar yaparak katliama giriştiler. Rusya’nın amacı Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu’yu ele geçirmekti. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale cephesinde ölüm kalım savaşı verdiği sırada Ermeniler, topyekün isyan için çalışmalarını hızlandırdılar. Ermeni örgütlerinin resmî gazetesi olan Ararat , Ermenilere yapacakları eylemleri açıklayan aşağıdaki beyannameyi yayımladı (Ağustos 1914).

Bu Beyannameye Göre:
1-Kim olursa olsun her Ermeni asli ihtiyaçlarından bazılarını satmak suretiyle silahlanmalıdır. Seferberlik ilanıyla silah altına çağrılan Ermeniler bu çağrıya uymayacaklar, Müslümanlar da dâhil çevrelerindeki halkı da orduya katılmaktan men edeceklerdir. Her ne suretle olursa olsun silah altına alınmış olan Ermeniler ordudan firar edip Ermeni çetelerine ve gönüllü birliklerine katılacaklardır.
2-Rus Ordusu sınırı geçer geçmez komiteciler, firariler ve çeteler, Rus ordusuna katılacaklardır. İkmal yollarını ve telgraf hatlarını kesmek suretiyle Osmanlı ordusunun iaşe ve istihbaratını sekteye uğratacaklardır.
3-Cephe gerisinde, iki yaşına kadar olan bütün Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta katledeceklerdir.
4-Müslüman halkın yiyecek, mal ve mülkünü ele geçirecek veya yakıp yıkacaklardır.
5-Terk edecekleri ev, hububat, kilise ve hayır kurumlarını yakıp Müslümanları bunların suçlusu olarak ilan edeceklerdir.
6-Resmî devlet dairelerini kundaklayacak, Osmanlı zaptiye ve jandarmalarını katledeceklerdir. Cepheden yaralı dönen Osmanlı askerlerini öldüreceklerdir. Şehir, kasaba ve köylerde isyan çıkaracaklardır.
7-Müslüman askerlerin ve sivil halkın morallerini bozarak göçe mecbur edeceklerdir.
8-Bomba ve silah imal, tedarik veya ithal ederek bütün Ermenileri silahlandıracaklardır.
9-Ermenilerin yaptıkları isyan, ihtilal ve katliamın faturasını Müslümanlara çıkararak bunu iç ve özellikle dış kamuoyunda neşredeceklerdir. İtilaf devletleri hesabına casusluk ve rehberlik yapacaklardır.

 Yayımlanan beyannameyi hemen uygulamaya koyan Ermeniler Türk halkına en büyük zararı I. Dünya Savaşı yıllarında verdiler. Rus ordusu ile birlikte hareket eden Ermeniler Doğu ve Güneydoğu’da birçok yerde isyanlar çıkardılar. Şubat 1915’te Van’da olaylar başlattılar. Rus orduları buradaki Ermenilerin yardımı ile ilerleyerek Van’ı işgal etti ve buraya Ermeni vali atadı. Muş ve Bitlis’te de aynı durum yaşandı. Komiteciler ve kilisenin ortaklaşa başlattığı katliamları, Akdamar Ruhban Okulu yönetiyordu.

 Ermenilerin Anadolu’daki faaliyetlerinin en açık şekilde görüldüğü yer Van oldu. Dönemin Osmanlı valisi Cevdet Bey, Türkleri Ermeni katliamından kurtarabilmek için Dahiliye Nezareti’nin bilgisi dahilinde göç yaptırdı. Türkler herşeylerini bırakarak Tatvan, Bitlis, Diyarbakır ve Urfa’ya doğru göçe başladılar. Göç eden Türkler, yollarda Ermeni çeteleri tarafından katledildiler. Yine Van’ın Zeve köyünün bütün halkı, kadın çocuk ayrımı yapılmaksızın Ermeniler tarafından öldürüldüler. Çeşitli nedenlerle göç edemeyenlerin de büyük bölümü Ermenilerce öldürülürken özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kaldılar.

 Bütün bunlar olurken Ermenileri sadece Rusya değil İngiltere ve Fransa da destekledi. Bu devletler, Rusya’nın güdümünde bir Ermeni devleti kurulmasını seyretmektense kendilerinin yardımı ile bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasını çıkarlarına uygun buluyorlardı.Ayrıca Osmanlı Devleti’nin cephe gerisinde yıpratılarak içten yıkılmasını sağlamak için de Ermeni isyanlarını desteklediler.

 Osmanlı Devleti Ermeni komitelerinin desteği ile isyanların büyüdüğünü görünce birtakım önlemler almaya başladı. Osmanlı Dahiliye Nezareti 24 Nisan 1915 ’te Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, belgelerine el konulması ve komite elebaşılarının tutuklanmasını bir genelge yayımlayarak ilgili merkezlere bildirdi. Sözü edilen genelge günümüz Türkçesi ile aşağıdaki gibidir:

 “Hınçak, Taşnak ve benzeri komitelerin gerek başkentte ve gerek diğer illerde bulunan şubelerinin derhal kapatılmaları, belgelerine, kesinlikle kaybolmayacak bir biçimde, el konulması, komitelerin başkan ve ileri gelenlerinden hükûmetçe tanınan fanatik kişilerle, önemli ve zararlı Ermenilerin hemen tutuklanması bulundukları yerlere devam ve oturmalarında sakınca görülenlerin uygun görülecek yerlerde toplattırılarak kaçmalarına fırsat verilmemesi, gerekli görülecek yerlerde silah aramasına başlanılması ve gerekenlerin derhal Divanıharb’e verilmesi hükûmetçe kararlaştırılmış olduğundan; bu konuda sivil memurlarla işbirliğinde bulunulması ve onlar tarafından istenilecek her türlü yardımın hemen yerine getirilmesi önemle rica olunur.”

Bu genelge üzerine İstanbul’da Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin elebaşılığını yapan 2345 kişi tutuklandı. Ermenilerin “soykırım yıl dönümü” diye andıkları ve her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin meclislerine getirilen“24 Nisan”  günü meselesi, bu genelgenin yayınlandığı günü işaret eder..

 Alınan bu önlemler de sonuç vermeyince 27 Mayıs 1915 tarihinde TEHCİR KANUNU  çıkarıldı. Savaş alanı içindeki Ermenileri göç ettirme ve yerleştirme ile ilgili bu geçici kanun 1 Haziran 1915’te Takvimi vakayi gazetesinde yayımlandı. 1912 yılında yapılan nüfus sayımına göre Osmanlı Devleti topraklarında 1 milyon 300 bin Ermeni yaşamaktaydı. Bu kanunla, bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanlar savaş bölgesinden alınıp ülkenin güvenli bölgelerine göç ve yerleşime tabi tutuldular. Bu uygulama aynı zamanda Ermeni halkın can güvenliğini de sağladı. Çünkü bu çeteler terör eylemine ve isyana katılmayan Ermenileri de öldürüyorlardı. Tehcir Kanunu’na göre göç ettirilen 702 bin 900 Ermeni için uygun görülen bölge bugünkü Güneydoğu Anadolu’nun güneyi ile Kuzey Suriye arasında kalan bölge idi.

Tehcir Kanunu üç maddeden oluşuyordu:
1.Madde: Sefer zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız bölge komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükûmet emirlerine, yurt savunmasına, mevcut düzene ve güvenlik işlerine karşı durum alan ve silahla saldıran ve direnenleri görürlerse hemen askerî kuvvetlerle karşı koyacaklardır, saldırı ve direnmeyi kökünden yok etmekle yetkili ve yükümlüdürler.
2. Madde: Ordu ve bağımsız kolordu ve tümen komutanları, askerî nedenlere dayanan, casusluk ve hainliklerini hissettikleri bölge halkını, tek tek veya toplu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralarda oturtabilirler.
3.Madde: Bu kanun yayımlandığı tarihten itibaren geçerlidir (27 Mayıs 1915).

 Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret gösterdi. Aynı bölgelerde Ermenilerden başka Süryani, Keldani, Musevi ve Rum gibi başka gayrimüslimler de yaşıyordu. Bunların göçe tabi tutulmamaları sadece isyana katılan Ermenilerin göç ettirilmesi dikkat çekicidir. Osmanlı Dahiliye Nezareti yayımladığı yönetmeliklerle göçün nasıl yapılacağını en ince ayrıntılarına kadar planladı.

Bu yönetmeliklerle devletin aldığı koruyucu tedbirler özetle şunlardır:
Koruyucu Tedbirler:
1-Yerleri değiştirilen Ermenilerin her türlü vergileri ertelenmiştir.
2. Ermenilerin diledikleri eşyalarını beraberinde götürmelerine izin verilmiş, gayrimenkullerinin de ucuza satılmaması için tedbir alınmıştır.
3. Tehcire tabi tutulan Ermenilerin yol boyunca her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli memurlar tayin edilmiştir.
4. Gerek sevk merkezlerinde ve gerekse sevk sırasında göçmenlere saldırılmaması için gerekli tedbirler alınmış, saldıranlar ise hemen yakalanıp Divanıharb’e gönderilmiştir.
5. Yerleştirilecekleri yerlerde tarım arazilerinin verimli olması ve suyun bulunması istenmiş, can ve mal güvenlikleri için karakolların kurulması sağlanmıştır.
6. Ermeni milletvekillerinin, Türk ordusundaki Ermeni askerlerin, subayların ve askerî doktorların aileleri nakledilmemiştir.
7. Yaşlılar, güçsüzler, körler, dul ve yetimler tehcire tabi tutulmamıştır.
8. Bütün bu ilkelerin uygulanmasında sırasıyla kaymakam, mutasarrıf ve valiler sorumlu tutulmuşlardır.

Tehcir gereği Erzurum, Van, Bitlis vilayetlerinden çıkarılan Ermeniler Musul’un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana ve Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu ve güneydoğusuna nakledildiler. Göç ettirilen Ermenilerin yerleştirilecekleri yerlerde tarım arazilerinin verimli olmasına dikkat edilmiş yine buralarda güvenliklerini sağlamak için karakollar kurulmuştur.
Ayrıca gittikleri yerlerde eski meslek ve işlerini yapmalarına imkân sağlanmıştır.

Bu göç sırasında Ermenilerin sıkça iddia ettikleri gibi 1 milyon 500 bin Ermeni ölmemiştir. Osmanlı istatistiklerinde I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu 1 milyon 300 bindir. Bu durumu tarafsız nüfus bilimcileri de onaylamaktadır. Yine kayıtlara göre tehcire tabi tutulan Ermeni nüfusu 702 bin 900’dür. Ermenilerin tehciri de dâhil bütün bu isyanlar ve savaş sırasında tarafsız araştırmacıların verdiği rakamlara göre savaş ve hastalıklar dahil 300 bin Ermeni hayatını kaybetmiştir.

 Oysa Rus resmî belgelerine göre sadece Erzurum, Erzincan, Trabzon, Bitlis ve Van’da Ermeniler yaklaşık 600 bin Türk’ü katlettiler ve 500 binini de göçe zorladılar. Ermeni ayaklanmalarına destek veren ’ya göre aynı dönemde ölen Türklerin sayısı 1 milyon 400 bindir. Mayıs 1915’te başlatılan Ermeni tehciri 24 Ekim 1916’da tamamen durduruldu. Osmanlı Devleti’nin Ermenileri yok etme gibi bir niyeti olsaydı göç sırasında ve sonrasında bu kadar önlem alması mümkün olabilir miydi? Kaldı ki öldüğünü iddia ettikleri insanların toplu mezarları nerededir? Oysa Van, Erzurum, Bayburt ve Tercan’da açılan birçok toplu mezarın Müslüman Türklere ait olduğu görülmüştür.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sırasında kendi güvenliğini sağlamak için çıkardığı tehcir kanununa İngiltere, Fransa ve Rusya’nın başını çektiği İtilaf Devletleri karşı çıktılar. Bazı Avrupalı ve Ermeni yazarlar da göçe tabi tutulan ve ölen Ermenilerin sayısını abartarak bunu Türkler aleyhine önemli bir malzeme olarak kullandılar. Yaşananları bir soykırım gibi göstermek için yoğun propagandalara başladılar. İşte sözde soykırım iddiası olarak ileri sürülen 1915 olaylarının tarihçesi budur.

 I. Dünya Savaşı içinde Bolşevik İhtilali’ni yaşayan Rusya savaştan ayrıldı. Rus orduları ile iş birliği yapan Ermeniler de Ruslarla birlikte Osmanlı topraklarından kaçmak zorunda kaldılar. Bu çekiliş sırasında yaptıkları mezalim dünya tarihinin kara sayfalarından birini oluşturdu. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca 31 Aralık 1918’de ’ni çıkardı. Göçe tabi tutulan Ermeniler geri döndüler ve eski mal ve mülklerini yeniden aldılar.

 Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Ermeniler yeniden harekete geçtiler. Ermeni Patriği Zevan Efendi İstanbul’da teşkilatlanma başlattı. Türkiye Ermenilerinin temsilcisi sıfatıyla Bogos Nubar Paşa İtilaf Devletleri’ne başvurarak bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulmasını istedi.

İngilizlerin yardımına güvenen Ermeniler, Aralık 1918’de Aras vadisinden hareketle Gümrü, Acmiyazin, Iğdır ve Kars’a kadar gelerek yağma ve katliamlar yaptılar. Yeniden Doğu Anadolu’yu işgal hevesine kalkıştılar. Fransa işgal ettiği Adana, Maraş, Urfa ve Antep’te Ermenilerden asker toplamaya başladı. Ancak hesap etmedikleri bir şey oldu ve Türk milleti, Mustafa Kemal’in önderliğinde Millî Mücadeleyi başlattı.

Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir’i tam yetki ile Doğu Cephesi Komutanlığı’na atadı. Türk ordusu Ermenileri yenilgiye uğratarak 3 Aralık 1920’de gümrü anlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Ermeniler, Türkiye üzerinde hiçbir hakları ve iddiaları olmadığını kabul ettiler.

 Lozan’a Göre Ermenilerin Yerleşim Sorunu ve Azınlıklar Meselesi: Doğu Cephesi’nde Ermenilere karşı kazanılan zaferden sonra Batı ve Güney Cephelerinde de Millî Mücadele kazanıldı. İtilaf Devletleri işgal ettikleri topraklarımızı boşaltmak zorunda kaldılar. Savaş sonu kesin antlaşma yapmak için Lozan’da konferans toplandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi delegasyonuna, Lozan Barış Görüşmelerine giderken kesin talimat verilmişti. Ermenistan konusu görüşmelere alınmayacaktı. Türkiye; İtalya, Fransa ve İngiltere’ye karşı Ermeni sorununu Lozan’da gündeme bile aldırmadı.

Lozan Antlaşması’nda azınlık hakları konusunda Türk tarafının tezi kabul edildi. Buna göre Türk vatandaşı olan gayrimüslimler, medeni ve siyasi haklar bakımından Müslümanlarla eşit haklara sahip oldular. Türkçenin dışındaki dilleri; dinî işlerinde, ticari ve özel ilişkilerinde kullanabilecekler, her türlü gazete, dergi ve kitapları kendi dillerinde yayımlayabileceklerdi. Yine masraflarını kendileri karşılamak şartı ile okullar açabilecek dinî kurumlar oluşturabileceklerdi. Ermeniler de bütün azınlıklar gibi bu haklardan faydalanacaklardı. Lozan Antlaşması’nın 40 ve 61. maddelerinde Ermenilerin Türk vatandaşları olarak sahip oldukları hakları ve bu hakları kaybetme koşulları pekiştirilmiştir.

Lozan Antlaşması’nın Maddeleri
Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.
Madde 61— İşbu antlaşma gereğince Türkiye’den başka bir devletin uyruğuna geçmiş olan sivil ve askerler emeklilik ve açıkta tutulma, yetim ve dul maaşlarından (Pension) yararlananlar, maaşları nedeniyle Türkiye hükûmetine karşı hiçbir istemde bulunamayacaklardır.

 Ermeni İddiaları veASALA:  LozanAntlaşması’nda azınlık hakları konusunda belirlenen esaslarla Türk Devleti vatandaşlarından olan Ermeniler, Türk Medeni Kanunu kabul edilince kendileri için azınlık statüsü istemediklerini açıkladılar.

II. Dünya Savaşı sonrası dünya devletleri NATO ve Varşova Paktı üyeleri olarak iki kutba ayrıldı. Rusya, NATO üyesi olan Türkiye’nin güç kazanmasını kendi çıkarlarına uygun bulmadığı için kendi bünyesinde bulundurduğu Ermenistan Devleti’ni kullanmaya başladı. Erivan merkezli Ermenistan Devleti ve dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Ermeniler yeniden büyük Ermenistan rüyası görmeye başladılar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve yapanları cezalandırmak için 1948’de Soykırım Sözleşmesi ni kabul etti. Türkiye bu sözleşmeyi 1950’de kabul etti.

 Birleşmiş Milletler, soykırımın tanımını şöyle yapmıştı: Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. Bu grubun üyelerini öldürmek, maddi ve manevi acılar yaşatmak, doğumlarını engelleyici önlemler almak, bir grubun çocuklarını zorla başka bir gruba aktarmak gibi yöntemler uygulanmasıdır. 

 Ermenilerin iddiaları ile Birleşmiş Milletlerin soykırım tanımı arasında karşılaştırma yapıldığında Ermenilere soykırım yapılmadığı açıkça görülebilir. 1965’te jeopolitik ve jeo-stratejik konumunun önemi paralelinde Türkiye’nin güçlenmesinden çekinen yakın komşuları ve Avrupa devletleri, Ermeni iddialarını çıkarları için yeniden gündeme getirdiler. 1965’ten sonra Fransa ve ABD’de faaliyet gösteren adı altında bir kısım Ermenilerin kurduğu örgüt kendi maddi çıkarları için asılsız iddialarla dünya kamuoyunu yanıltmaya  başladılar.

Bunun için uygulamaya koydukları  4 T Planı olarak adlandırılan planları şu dört kavrama dayanmaktadır: “Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak”. Yani sözde iddialarını terör yoluyla tanıtacaklar, sözde iddiaları dünya kamuoyunda kabul edilip Türkiye tarafından tanınacak, ardından Türkiye’den tazminat alınacak ve sonuçta da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için gerekli toprak koparılacaktır. Bu amaçla 20 Ocak 1975’te açılımı Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu olan, kısa adı ile ASALA kuruldu. Bu terör örgütü ilk kez Dünya Kiliseler Birliği Beyrut Bürosu’na bombalı saldırı ile adını duyurdu.

ASALA, Osmanlı Devleti’nde 1915’te Ermenilere soykırım yapıldı iddiası ile Türk toprakları üzerinde bir Ermeni devleti kurmak istiyordu. Silahlı mücadele amacını taşıyanASALA’nın hedefi, elde edeceği Anadolu topraklarını Ermenistan’a bağlamaktı. Bu amacı taşıyan Ermeni teröristler ve ASALA şimdiye kadar Türk temsilciliklerine yönelik şu silahlı eylemleri gerçekleştirdiler:

27 Ocak 1973’te Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir şehit edildi.
• 22 Ekim 1975’te Viyana Büyükelçimiz DanışTunalıgil şehit edildi.
24 Ekim 1975’te Paris Büyükelçimiz İsmail Enez ve makam şoförüTalipYener şehit edildi.
• 16 Şubat 1976’da Beyrut Büyükelçiliği Başkâtibi Oktar Cirit şehit edildi.
• 9 Haziran 1977’de Vatikan BüyükelçimizTaha Carım şehit edildi.
• 2 Haziran 1978’de Madrid Büyükelçimizin eşi Necla Kuneralp ve emekli büyükelçi Beşir Balcıoğlu makam aracına yapılan saldırıda şehit edildiler.
• 12 Ekim 1979’da Lahey Büyükelçimizin oğluAhmet Benler şehit edildi.
• 22Aralık 1979’da Türkiye’nin ParisTurizm Müşaviri Yılmaz Çolpan şehit edildi.
• 31 Temmuz 1980’de Atina Büyükelçiliğimiz İdarî Ataşesi Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen şehit edildiler.
• 17 Aralık 1980’de Türkiye’nin Avustralya-Sydney Başkonsolosu Şarık Arıyak ve koruması Engin Sever şehit edildiler.
• 4 Mart 1981’de Paris Büyükelçiliğimiz Çalışma Ataşesi Reşat Moralı ve din görevlisi Tecelli Arı şehit edildiler.
• 2 Nisan 1981’de Kopenhag ÇalışmaAtaşemiz Cavit Demir, Ermeni saldırganlarca yaralandı.
• 9 Haziran 1981’de Cenevre Başkonsolosumuzun sekreteri Mehmet SavaşYeryüz şehit edildi.
• 24 Eylül 1981’de Paris Başkonsolosluğu binası 4 Ermeni terörist tarafından işgal edildi. 56 Türk görevli ve vatandaşı rehin alındı. Güvenlik görevlisi Cemal Özen şehit edildi.
• 25 Ekim 1981’de Roma Büyükelçiliğimizin ikinci kâtibi Gökberk Ergenekon saldırıya uğrayarak yaralandı.
• 28 Ocak 1982’de LosAngeles Başkonsolosumuz KemalArıkan şehit edildi.
• 5 Mayıs 1982’de Boston Fahri Başkonsolosu Orhan Gündüz şehit edildi.
• 7 Haziran 1982’de Lizbon Büyükelçiliği İdarî Ataşesi Erkut Akbay ve eşi Nadide Akbay şehit edildiler.
• 27Ağustos 1982’de Ottowa Büyükelçiliğimiz Askerî Ataşesi Atilla Altıkat şehit edildi.
• 7 Ağustos 1982’de iki ASALA teröristi, Ankara Esenboğa Havalimanı’na silahlı baskın yaparak 8 kişiyi öldürdü, 72 kişiyi yaraladı.
• 9 Eylül 1982 Burgaz Başkonsolosluğu İdarî Ataşesi Bora Süelkan şehit edildi.
• 9 Mart 1983’te Belgrad Büyükelçimiz Galip Balkar şehit edildi.
• 16 Haziran 1983’te İstanbul Kapalıçarşı saldırısını düzenleyen Ermeni teröristler 2 kişiyi öldürdü. 21 kişiyi de yaraladı.
• 14Temmuz 1983’te Brüksel Büyükelçiliği İdarî Ataşesi Dursun Aksoy şehit edildi.
• 15 Temmuz 1983’te Türk Hava Yollarının Paris Orly Havalimanı Bürosu bombalandı. Olayda 2’si Türk 8 kişi öldü, 63 kişi yaralandı. Bu olay,  ORLY KATLİAMI  tarihe olarak geçti.
• 27 Temmuz 1983’te Lizbon Büyükelçilik Müsteşarının eşi Cahide Mıhçıoğlu yapılan saldırıda şehit edildi.
• 28 Nisan 1984’teTahran Büyükelçiliğimizin sekreterinin eşi olan iş adamı Işık Yönder şehit edildi.
• 20 Haziran 1984’te Viyana Büyükelçiliğimiz ÇalışmaAtaşesi Erdoğan Özen şehit edildi.
• 19 Kasım 1984 Türkiye’ninBMTemsilciliğinde görevli Enver Ergun şehit edildi.

Ermeni Terörü ve PKK
Ermeni terör örgütleri dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek PKK terör örgütü ile iş birliğine girdiler. 1984 yılında ASALA ile PKK iş birliği yaptı. Böylece Ermeni terörü geri plana çekilerek PKK terörü öne çıkarıldı. Belgelerle, Bekaa ve Zeli kamplarında iki terör örgütünün birlikte eğitim gördükleri açıktır.

Türk güvenlik güçlerinin PKK terör örgütü ile mücadelede başarı sağlanması üzerine Ermeni diasporası bu kez emellerini Ermenistan devleti tarafından verilen açık destekle sürdürdü. 1991 yılında Ermenistan bağımsız oldu. Türkiye dağılan Sovyetler Birliği’nin diğer cumhuriyetlerini tanıdığı gibi Ermenistan’ı da tanıdı. Ancak iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulamadı. Çünkü 23 Ağustos 1990’da kabul edilen Ermeni Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasası’nın 11. maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası

kabul görmesi çabasını destekler.” maddesine yer verilmişti. Ermeni Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik iddialarını bir devlet politikası hâline getirdi. Ermenistan Anayasası’nın giriş bölümünde Ermenistan Bağımsızlık Bildirisinde kayıtlı ulusal hedeflerin Ermeni Devleti’nin temel ilkeleri olduğu beyanı, yine Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinin 2. paragrafında Devlet Arması’nda Ağrı Dağı’nın bulunduğu kaydı yer almaktadır.

Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak sözde soykırımın tanınması için girişimlerini artırdılar. Birçok ülkede bunu kabul ettirdiler. Hatta Avrupa devletlerinin bazılarında ve Amerika okullarında sözde soykırım iddiaları ders olarak okutulmaya başlandı. Çünkü Ermeniler bulundukları ülkelerde özellikleABD’de oylarını bölmeyerek önemli bir siyasi güç oluşturdular. Oylarını verdikleri partilere şart olarak soykırım isteklerini öne sürdüler ve kabul ettirdiler.

Türkiye – Ermenistan ilişkileri Ter Petrosyan yönetiminde ılımlı bir dönem geçirdi. Ancak 1998’de Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra ilişkiler daha da gerginleşti. Koçaryan yaptığı resmî bir konuşmada “Soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslararası tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini” ifade etti ve Dört T planının uygulanmasına hız verdi.

Koçaryan gibilere en güzel cevabı yine Türkiye’de yaşayan Ermeni cemaati verdi. Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan: “Soykırım ve tehcir farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kilise, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir. Yurt dışında, diasporadaki Ermeniler, isimlerini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye’nin aleyhine konuşan diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki Amerika’nın belli kiliselerinde kurban ayinleri pazar günleri İngilizce yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar.

Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye’deki Ermeni vatandaşlar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk’ün emanet ettiği Kuvayımilliye ruhuna bir haksızlık yapılmaktadır. PKK! ASALA! Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. Biz Türkiye’deki vatandaşlar olarak Ermenilere bir haksızlık yapıldığını düşünmüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa maşa olarak kullanılmasınlar.” diye cevap verdi. Ermeniler asılsız soykırım iddialarını kabul ettirmek için lobi faaliyetlerinde bulundukları ülkelerin hükûmetlerini ve parlamentolarını etkilemeye çalıştılar. Maalesef

24 Nisan gününü başta Fransa, İtalya, Arjantin, Rusya, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Vatikan, Uruguay ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi olmak üzere , ABD’nin yirmi yedi eyaletinde kabul ettirdiler. Bütün bu siyasal kararların ve çabaların arkasında çok farklı amaçlar bulunduğu kuşkusuzdur.

Hukuki bakımdan bağlayıcılığı olmayan bu kararların, uluslararası camiada etkili olduğu görülmektedir. Zamanla bu tasarılarla gündeme getirilen taleplerin, Türkiye’nin dış ilişkilerinde (Avrupa Birliği vb.) bir “dayatma” unsuru olarak kullanılması da söz konusu olabilecektir.

Ermenilerin soykırım iddialarına karşı Türkiye 2001 yılı sonunda Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyonu Kurulu’ nu oluşturdu. Bu kurul Ermeni iddialarının asılsızlığı konusunda bilimsel çalışmalara başladı. Ayrıca Ermeni sorunu okulların müfredat programlarına alınarak gençlerin bilinçlendirilmesi süreci başlatıldı. Yine Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİ MİLLİ KOMİTESİ kuruldu. 

REKLAMS

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
İsminiz