Tıklayın YKS Netlerinizi artıralım... Hafıza Teknikleriyle YKS'ye Hazırlanmak İster Misiniz?

11. Sınıf Tarih Dersi 1. Ünite Ders Notları-Değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti (1595-1774)

11. Sınıf Tarih Dersi 1. Ünite Ders Notları-Değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti (1595-1774)
1. KONU
1595-1700 YILLARI ARASINDAKİ SİYASI GELİŞMELER
O dönemdeki Belli başlı Önemli anlaşmalara ve Tarihlerine bakalım isterseniz.
Haçova Muharebesi: 1596 Osmanlı- Avusturya
Zitvatorok Antlaşması: 1606 Osmanlı- Avusturya
Nasuh Paşa Antlaşması: 1612 Osmanlı- İran
Serav Antlaşması: 1618 Osmanlı- İran
Hotin Antlaşması: 1621 Osmanlı- Lehistan
Kasr-ı ŞirinAntlaşması: 1639 Osmanlı- İran
Vasvar Antlaşması: 1664 Osmanlı- Avusturya
Girit’in Fethi: 1669 Osmanlı- Venedik
Bucaş Antlaşması: 1676 Osmanlı- Lehistan
Bahçesaray Antlaşması: 1681 Osmanlı- Rusya
II. Viyana Kuşatması: 1683 Osmanlı- Avusturya
Karlofça Antlaşması: 1699 Osmanlı- Kutsal İttifak (Rusya hariç)
İstanbul Antlaşması: 1700 Osmanlı- Rusya

----

XVII. YÜZYIL SİYASİ ORTAMINDA OSMANLI DEVLETİ (TARİH 11 1. ÜNİTE DEĞİŞEN DÜNYA DENGELERİ KARŞISINDA OSMANLI SİYASETİ (1595-1774) 2. KONU )
XVII. YÜZYIL SİYASİ ORTAMINDA OSMANLI DEVLETİ
Osmanlı-Habsburg Mücadelesi ve Zitvatorok Antlaşması
İstanbul Antlaşması (1533)
Zitvatorok Antlaşması (1606)
Osmanlı – Safevi İlişkileri
Osmanlı Devleti’nin XVII. Yüzyılda Karşılaştığı Stratejik Tehditler
Osmanlı-Lehistan İlişkileri
Osmanlı-Venedik İlişkileri
Osmanlı-Malta İlişkileri
Osmanlı-Rusya İlişkileri
Osmanlı-Avusturya İlişkileri
II. Viyana Kuşatması
Kutsal İttifak
Karlofça Antlaşması (1699)
Avrupalı Devletler Açısından Karlofça Antlaşması
Karlofça Antlaşması Sonrası Osmanlı Devleti ve Konjonktürel İttifakları

XVII. YÜZYIL SİYASİ ORTAMINDA OSMANLI DEVLETİ
Osmanlı Devleti, XVI. yüzyılın sonlarına doğru batıda Avusturya, doğuda Safevilerle mücadele etmiştir.
Bu mücadeleler,
iç isyanlar,
değişen ticaret yollarının Osmanlı ekonomisine olumsuz etkisi,
orduda düzenin bozulması,Osmanlı Devleti’nin üç kıtaya yayılmış topraklarında merkezî otoriteyi kaybetmesine neden olmuştur.

Osmanlı-Habsburg Mücadelesi ve 1606 Zivatorok Antlaşması
Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Mohaç Meydan Muharebesi (1526) ile Osmanlı-Avusturya (Habsburg) ilişkileri başladı. Avusturya, 1533’te imzalanan İstanbul Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin üstünlüğünü kabul etti.
-Avusturya, Macaristan üzerindeki veraset iddialarından vazgeçecek.
-Avusturya Arşidükü (Kralı) Osmanlı vezir-i âzamına denk sayılacak.
Uzun süre ılımlı seyreden Osmanlı-Avusturya ilişkileri 1593’te Orta Avrupa’da hâkimiyet kurma mücadelesi sebebiyle bozuldu. 1596’da Haçova Muharebesi ile başlayan bu dönemdeki hâkimiyet mücadelesi, 1606’da imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile sonuçlandı.

Zitvatorok Antlaşması (1606)
Avusturya’nın Macaristan için ödediği vergi kaldırıldı.
Avusturya Arşidükü protokol bakımından Osmanlı padişahına denk sayıldı.
Osmanlı Devleti dış politikada prestij kaybetti.
Bu anlaşmayla iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerde mütekabiliyet (karşılıklı denk olma durumu) esası belirleyici oldu.
Habsburg Hanedanı:
İlk kez I. Rudolf Dönemi’nde Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’na katılan (1273) Habsburglar, Avusturya’ya uzun yıllar (1278-1918) hüküm süren bir hanedandı.
Hollanda’yı, Macaristan’ı, Flemenkleri, Castilla (Kastilya) ve Aragonları evlilikler yolu ile egemenliğine aldı.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra mutlak monarşilerle birlikte Habsburg Hanedanlığı son buldu.

----

Osmanlı- Safevi İlişkileri
Safeviler Osmanlı Devleti’nin doğuda sınır komşusuydu. Safevi Devleti’nin;
-Kuruluşundan itibaren Osmanlı şehzadelerini kışkırtması,
-İpek Yolu üzerinde denetim kurması,
-Osmanlı Devleti aleyhine ittifaklara girmesi
-Şiilik propagandası yapması,Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti’nin sürekli mücadele etmesine sebep olmuştu.

1590 Ferhat Paşa Antlaşması
III. Murat Dönemi’nde (1574-1595) Safeviler’in Osmanlı Devleti topraklarındaki yıkıcı, bölücü faaliyetleri ve İran topraklarından geçen ticaret kervanlarını yağmalamaları tekrar savaşları başlattı.
1590’da imzalanan Ferhat Paşa Antlaşması ile Tebriz, Karabağ, Dağıstan ve Şirvan gibi yerler Osmanlı Devleti’nin eline geçti.
Osmanlı Devleti bu antlaşma ile doğudaki en geniş sınırlarına ulaştı.
III. Mehmet Dönemi’ndeki (1595-1603) iç isyanlar ile Osmanlı- Avusturya mücadelesini fırsat bilen Safeviler Tebriz, Nahcivan ve Erivan’ı ele geçirdi.
I. Ahmet Dönemi’nde (1603-1617) Safevilerin saldırıları uzun süreli savaşlara dönüştü. Bu savaşlar 1612’de imzalanan Nasuh Paşa Antlaşması ile sona erdi.
II. Osman (Genç) Dönemi’nde (1618-1622) Osmanlı Devleti’nin Safeviler üzerine sefer düzenlemesi sonucu Serav Antlaşması (1618) imzalandı.

1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması
IV. Murat (1623-1640), 1635’te İran üzerine düzenlenen Revan Seferi’ni bizzat komuta etmiştir.
Osmanlı ordusunun İstanbul’a dönmesiyle Safeviler tekrar saldırıya geçti.
IV. Murat bunun üzerine Bağdat Seferi’ne çıktı. Bağdat Kalesi’ni
aldı ve Safevilerle 1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı imzaladı.
Revan Safevilerde, Bağdat Osmanlı Devleti’nde kaldı.
İki taraf arasında Zagros Dağları sınır kabul edildi.
Osmanlı Devleti ile İran arasında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması bazı küçük değişiklikler dışında bugünkü Türkiye-İran sınırını da belirledi.


Osmanlı-Lehistan İlişkileri
XVII. yüzyılın başlarında Lehistan’ın, Osmanlı Devleti’nin himayesinde bulunan Eflak, Boğdan ve Erdel’in iç işlerine müdahalesi ve Osmanlı topraklarına saldırılar düzenleyen Kazakları koruması üzerine II. Osman 1621’de Lehistan Seferi’ne çıktı.
Yaklaşık bir ay devam eden mücadeleden her iki taraf da net bir sonuç alamadı.
Hotin seferi’nde Yeniçerilerin yetersizliği anlaşılmış ve ilk defa Genç Osman, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak istemişti.

1672 Bucaş Antlaşması
Rusya ve Habsburglar’la yakınlaşan Lehistan 1672’de Osmanlı Devleti’nin himayesindeki Ukrayna’ya saldırdı.
Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Lehistan’a sefer düzenledi. İki taraf arasında 1672’de Bucaş Antlaşması imzalandı. Podolya Osmanlıya, Ukrayna ise Osmanlının egemenliğindeki Kazaklara bırakıldı.
Antlaşmaya göre Osmanlı Devleti’ne yıllık ödemesi gereken vergiyi vermek istemeyen Lehistan antlaşmaya karşı çıkıtı. Antlaşmada yer alan vergi maddesi kaldırıldı. 1676’da antlaşma ikinci kez imzalandı. Osmanlı Devleti bu antlaşma ile batıdaki en geniş sınırlarına ulaştı. Osmanlı Devleti Kutsal İttifak savaşları sonrası imzalanan 1699’da Karlofça Antlaşması ile Podolya ve Ukrayna’yı Lehistan’a bırakmak zorunda kaldı.

----

Osmanlı-Venedik İlişkileri
Osmanlı-Venedik ilişkileri iki devlet için stratejik öneme sahip olan Akdeniz’de üstünlük kurma mücadelesi ile başladı. Fatih Sultan Mehmet, Venediklilere bazı imtiyazlar vererek iki devlet arasındaki ilişkilerin uzun süreli barış sürecine girmesini sağladı. Bu barış süreci Osmanlı Devleti’nin deniz ticaretini geliştirdi ve kendisine karşı oluşabilecek ittifaklara Venediklilerin dâhil olmasını engelledi.
Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Akdeniz’de üstünlüğün Osmanlı Devleti’ne geçmesi denizci bir devlet olan Venediklilerle ilişkilerin bozulmasına neden oldu.

1669 Girit Adası’nın fethi
II. Selim Dönemi’nde Kıbrıs’ın alınması (1571) ile Venedikliler, Akdeniz’de üs olarak kullanabilecekleri Girit’e yoğunlaştı. Venediklilerle birlikte Girit’e yerleşen Malta ve diğer Hristiyan deniz korsanlarının Türk ticaret ve hac gemilerine zarar vermesi, can ve mal güvenliğini tehdit etmesi dolayısıyla Osmanlı Devleti 1645’te Girit Adası’nı kuşattı. Venedik, bir taraftan Hristiyan Avrupa ile Osmanlı Devleti’ne karşı yoğun diplomasi faaliyetine başladı, diğer taraftan da Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmak amacıyla Ege adalarına saldırıp Çanakkale Boğazı’nı abluka altına aldı. 1656’da İstanbul üzerine bir saldırı düzenledi.
Osmanlı Devleti ancak 1669 yılında Kandiye Kalesi’ni ele geçirerek Girit Adası’nı fethedebildi.


Osmanlı-Malta İlişkileri
Malta, Akdeniz’in ortasında doğu-batı yönündeki geçiş noktasını koruyan özel konumu olan, dünyanın en korunaklı doğal limanlarına sahip bir ülkedir. Kanuni Sultan Süleyman 1522 yılında Rodos Adası’nı aldı. Rodos’taki şövalyeler de Malta Adası’na yerleşti. Osmanlı gücü Malta’yı kuşattı. 1565 yılındaki şiddetli hücumlar son derece müstahkem Malta surlarını aşamadı. Malta XVII. yüzyılda hem Osmanlı Devleti’nin karşısında olan denizci güçlerin yanında hem de II. Viyana Kuşatması’ndan sonra oluşturulan Kutsal İttifak’ın içinde yer aldı.


Osmanlı-Rusya İlişkileri
Rusya’nın güçlenmeye başlaması XVI. Yüzyılın başlarında gerçekleşti.
Rusya, varlığını sürdürebilmek için sıcak denizlere inmek zorundaydı. Rusya’nın büyümesi için Osmanlı engelini aşması mutlak bir zaruretti.
XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü ekonomik ve siyasi buhranlar ile İran savaşları, Rusya’ya zaman zaman bu fırsatı verdi.
Çehrin’deki (Bahçesaray) kale savunmasında Kazaklara yardım eden Rusya Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya boyun eğerek çekilmek zorunda kaldı (1678).
1680 yılında bizzat IV. Mehmet’in katılımıyla sefere çıkılması, Rusları telaşlandırdı ve barışa zorladı.
Bahçesaray (1681) antlaşması ile Özi Nehri Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki sınırı oluşturdu.

İstanbul Antlaşması (1700)
Viyana’da Osmanlı ordularının bozguna uğraması (1683), Rusya’ya emellerini gerçekleştirme konusunda yeni bir ümit verdi.
Rusya, Osmanlı ordusunun Avusturya ve Venedik ile savaş hâlinde olmasından yararlanarak Karadeniz’e çıkmaya çalıştı.
Azak Kalesi’ni kuşattı (1695). Karadeniz’in kilidi olan bu kaleyi alamadı
Çar I. Petro, ertesi yıl Azak’ı nehirden ve karadan olmak üzere, ikinci defa kuşatıp ele geçirdi (1696).
Azak Kale’si İstanbul Antlaşmas’ıyla (1700) Rusya’ya bırakıldı. Böylelikle Rusya, Karadeniz’e inme siyasetinde ilk adımı atmış oldu.
Ayrıca bu anlaşmaya göre Rusya, İstanbul’da elçi bulundurabilecekti.

----

Osmanlı-Avusturya İlişkileri
Avusturya, Avrupa’nın geneline hükmeden güçlü Habsburg Hanedanı’nın yönetim merkezî konumundaydı.
1526’da Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç Muharebesi’nde Macar ordusunu hezimete uğratması ile Macaristan toprakları Osmanlı Devleti’nin kontrolüne girdi.
Avusturya’nın Macar kralı ile akrabalık bağının olması nedeniyle Macaristan toprakları üzerinde hak iddia etmesi Osmanlı Devleti ile Avusturya’yı sonu gelmez bir mücadelenin içine sürükledi.
Avusturya’nın Osmanlı kontrolündeki Erdel’in iç işlerine karışmasından dolayı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Avusturya Seferi’ne çıktı. Osmanlı Devleti karşısında direnemeyen Avusturya barış anlaşması teklifinde bulundu.
İki taraf arasında 1664’te Vasvar Antlaşması imzalandı. Vasvar Antlaşması ile sağlanan barış ortamı Katolik Avusturya’nın Protestan Macarları mezhep değiştirmeye zorlaması ile bozuldu.

II. Viyana Kuşatması (1683)
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, IV. Mehmet’i ikna ederek hem Macarların yardım isteğini yerine getirmek hem de Orta Avrupa’daki Avusturya’nın gücünü kırmak için Viyana üzerine sefer düzenledi.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanı’na kuşatma esnasında Avusturya’ya dışarıdan yardımın gelmesini engelleme görevini verdi
Kırım Hanı, Lehistan ordusunun Tuna’yı geçip Osmanlı ordusuna arkadan saldırmasına engel olamadı.
İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu ağır bir mağlubiyet aldı.
1683 yılı, Osmanlı Devleti için zirveden dönüş ve sonun başlangıcı demekti.

Kutsal İttifak
Viyana Kuşatması sonrasında Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan atma papanın teşvikleriyle Avusturya, Rusya, Lehistan, Venedik ve Malta’nın yer aldığı Avrupa-Hristiyan birliği (Kutsal İttifak) oluşturuldu.
Kutsal İttifak denilen bu haçlı kuvvetleri (1683- 1699) on altı yıl boyunca Osmanlı Devleti’yle savaştılar.
Osmanlı Devleti bu süreçte birçok cephede savaşmıştır.
Bu savaşlarda en ağır yenilgileri Salankamen (1691) ve Zenta’da (1697) almıştır.

Karlofça Antlaşması (1699)
İngiltere ve Hollanda aracılığıyla Macaristan’ın Karlofça kasabasında, Avusturya, Lehistan, Venedik ile Osmanlı Devleti arasında, 1699’da Karlofça Antlaşması imzalandı.
Lehistan’a Podolya, Venedik’e Mora ve Dalmaçya kıyıları, Avusturya’ya ise Banat ve Temeşvar hariç Macaristan’ın tamamı verildi.
Karlofça Antlaşması hükümleriyle Osmanlı reayası olan Katoliklere mezhep hürriyeti verilmesi Avusturya’nın iç politikaya müdahale etmesine imkân tanıdı.
Osmanlı Devleti batıda ilk kez toprak kaybetti.
Antlaşma müzakerelerine katılan Rusya ise uzun vadeli bir barışa yanaşmayarak iki yıllık bir antlaşma imzaladı.
1700 yılında da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi Rusya’ya bırakıldı.

Karlofça Antlaşması Sonrası Osmanlı Devleti ve Konjonktürel İttİfakları
Osmanlı Devleti ilk kez müzakere ederek bir antlaşma imzaladı. Bu barış antlaşmasının imzalanması her şeyden önce Osmanlı Devleti’nin saldırıdan savunmaya geçmesini simgelemekteydi. Karlofça Antlaşması’ndan sonra devlet idaresinde bürokratik unsurlar, askerî unsurlara göre daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Bu dönem, Osmanlı Devleti’nin izlediği dış politikanın yeniden şekillenmesinde ve konjonktürel (şartlara ve memfaate göre) ittifaklar kurmasında da etkili oldu. Fransa, Osmanlı Devleti nezdinde giderek itibarını kaybetmeye başladı ve bu boşluğu İngiliz ve Hollandalılar doldurdu. Levant ticaretinde (Doğu Akdeniz ticareti) üstünlüğü elinde bulunduran Fransa, ticari faaliyetlerde büyük düşüşler yaşadı.

Osmanlı Devleti’ne karşı yapılan Haçlı Seferleri yerini Osmanlı ticaretinden daha fazla imtiyaz kopartma yarışına bıraktı. Ülkenin ekonomik kaynakları ile birlikte moral kaynağı da yok olmuş, yüzyıllardır geliştirilen ve insanlara telkin edilen Müslümanların hâkim millet olduğu olgusu zedelenmişti.
Artık Osmanlı ıslahatları kendi iç dinamiklerinden çok Avrupa ilham alınarak yapılmaya çalışıldı.
Artık yenileşme hareketleri Osmanlı toplum ve siyasi hayatında ön plana çıktı.
Osmanlı Devleti’nin belirli kesimleri Batı yaşam tarzının çekim alanına girdi.

WESTPHALİA BARIŞI’NDAN MODERN DEVLETLER HUKUKUNA
(TARİH 11 1. ÜNİTE DEĞİŞEN DÜNYA DENGELERİ KARŞISINDA OSMANLI SİYASETİ (1595-1774) 3. KONU )
Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)
Otuz Yıl Savaşları Öncesi Avrupa’nın Genel Durumu
Otuz Yıl Savaşları’nın Sebepleri
Otuz Yıl Savaşları’nın Gelişimi
Westphalia Barışı’nın Sonuçları
Modern Devletler Hukukunda Westphalia Modeli

Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)
Martin Luther’in öncülüğünü yaptığı reform hareketleri Mezhep Savaşları olarak da anılan Otuz Yıl Savaşları’nın başlamasına neden oldu. Westphalia (Vestfalya) Barışı ile bu savaşlar son buldu ve “hâkimiyet” kavramı bu süreçle yeniden tartışmaya açıldı. Roma-Vatikan merkezli birleşik Avrupa yerini ulusal devlet merkezli, parçalanmış bir Avrupa’ya bıraktı.

Otuz Yıl Savaşları’nın (1618-1648) nedenleri
1555 yılında yapılan Ogsburg Antlaşması ile Kutsal Roma Germen imparatoru ve papalık, Protestanların varlığını kabul etmek zorunda kalmıştı. Avusturya ve İspanya kralları papa ile işbirliği yaparak protestanlara ve protestanlığı benimsemiş prenslere baskı kurmaya başlamıştır. Ogsburg Barış antlaşması ile yasaklanan kilise mallarının kamulaştırılmasına Protestan prensler tarafından devam edildi.
Dinî sebeplerle başlayan savaşlarda, Habsburg ve Bourbon (Börbın) hanedanlarının siyasî mücadelesinin de rolü vardır.

Otuz Yıl Savaşları’nın Gelişimi
Taraflar:
Protestan Birliği: Fransa, Danimarka, Bohemya, İsveç, Norveç, Hollanda, İngiltere, Protestan Alman Prenslikleri
Katolik Birliği: Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, İspanya, Avusturya, Bavyera, Katolik Alman Prenslikler
Önceleri Katolik kralların üstünlük kurduğu savaşı İsveç ve Fransa’nın savaşa dahil olması ve Portekiz’in İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle Protestanlar kazandı.
Taraflar arasında 1648 yılında Westphalia (Vestfalya) Antlaşması imzalanmıştır.

----

1648 Westphalia Barışı

  • Westphalia Barışı ile Avrupa halkına mezhep seçme özgürlüğü tanındı.
  • Hollanda, İsviçre ve Portekiz gibi devletlerin bağımsızlığı kabul gördü.
  • Modern devletler hukukunun temeli atıldı.
  • Habsburg Hanedanı’nın itibarı zedelendi ve Almanya’da yerel hanedanlar öne çıktılar.
  • Brandenburg (Birendınbörg) Prensliği giderek güçlendi ve bir bakıma Prusya İmparatorluğu’nun yani Almanya’nın temelleri Westphalia’da atıldı.
  • Almanya yüzlerce küçük prensliğe bölündü.

1648 Westphalia Barışı’nın değerlendirilmesi

    • Almanya 1871’e kadar siyasal birliğini tamamlayarak Orta Avrupa’da baskın güç olma şansını yitirdi.
    • XIX. yüzyıla kadar kıta Avrupası’ndaki en güçlü devlet ise Fransa oldu.
    • Alman İmparatorluğu gibi papalık da Westphalia’da darbe yedi.
    • “Din özgürlüğü mefhumu (kavramı)” Avrupa’da kesinlik kazandı.
    • Devletler daha seküler (dünyevi) bir hale geldi.
    • Devletler kendi topraklarında “mutlak egemen” bir konuma yükseldi. Papalığın etkisi azaldı.
    • Avrupalı krallar kiliselerini “millî” hâle getirdiler. Dini, devletin tekeline aldılar.

Modern Devletler Hukukunda Westphalia Modeli

  • Westphalia modeline göre devletler, devletler arası hukukun eşit özneleri oldular.
  • Devletler arası hukuk devletlerin kendi arzularıyla taraf oldukları antlaşmalarla belirlenecektir.
  • Devlet kendi tebaası ve kendi toprakları üzerinde mutlak yetkiye sahip oldu.
  • Bu antlaşma, Modern Avrupa’nın ve millî devletlerin doğuşunda da önemli bir yere sahiptir.
  • Westphalia, Napolyon sonrasında Avrupa’nın yapısının belirlendiği 1815 Viyana Antlaşması’na kadar Avrupa kamu hukukunun temeli oldu.

AÇIK SULARDA GÜÇ MÜCADELESİ (TARİH 11 1. ÜNİTE DEĞİŞEN DÜNYA DENGELERİ KARŞISINDA OSMANLI SİYASETİ (1595-1774) 4. KONU )
AÇIK SULARDA GÜÇ MÜCADELESİ
XVII-XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Ticaret
Yeni Çağ Avrupası’nın Küresel Güçleri
İspanya ve Portekiz’in Denizcilik Faaliyetleri
Fransa Siyaseti ve Sömürgeciliği
İngiltere’nin Denizaşırı Güç Hâline Gelmesi
Hollanda’nın Sömürge İmparatorluğuna Dönüşümü
Rusya’nın Açık Denizlere Açılması
Yeni Çağ’da İtalya
Denizlerde Hâkimiyetten Tabiiyete
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz Hâkimiyetinin Zayıflama Süreci
Osmanlı Devleti’nin Akdeniz Hâkimiyetinin Zayıflama Süreci
Osmanlı Donanmasında Revizyon
Kürek Gücünden Rüzgâr Gücüne Geçiş
XVII-XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Ticaret

XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Dünya ticaret yolları Coğrafi Keşifler ile iç denizlerden (Akdeniz) dış denizlere (Atlas, Büyük, Hint Okyanusları vd.) taşınmış olsa da Akdeniz hâlâ üzerinde en fazla gemilerin dolaştığı alandı.
XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin dış ticaretinde Batı’nın üstünlüğü görülmekteydi.
Osmanlı Devleti kendi limanlarına yerleşmiş Batılı tüccarların kalıcı olmalarını sağlamak için onlara kapitülasyonlar tanıdı.
Batı, bir yandan ham madde alımı diğer taraftan işlenmiş ürünlerin satılmasını güvence altına almaya çalışarak ticaret yollarını, direk geçiş güzergâhlarını egemenliği altına alma politikalarına yönelmişti.

----

Bunların karşısında Osmanlı Devleti’nde ise bunalımlar yaşanmaktaydı.

Yeni Çağ Avrupası’nın Küresel Güçleri
XV-XVI. yüzyıllarda Avrupa’da “Yeniden Doğuş (Rönesans)” adıyla anılan bir devir başladı.
Matbaanın icadı ve basım tekniğinin ıslahı bu gelişmeyi yaygınlaştırırken Portekiz ve İspanyollar’ın önderliğindeki büyük Coğrafi Keşifler, dünya hakkındaki o zamanlara kadar gelen yanlış ve kısıtlı bilgileri temelinden sarstı ve değiştirdi.
Coğrafi Keşifler, Avrupa’ya umulmadık bir zenginlik sağladı. Dünyanın Portekiz ve İspanyol bloğuna ayrılması, geniş sömürge imparatorluklarının kurulması ve Coğrafi Keşifler Eski Dünya’nın bilinen ticaret yollarını (Baharat ve İpek Yolu) değiştirdi. Ticaret sahası iç denizlerden dış denizlere taşındı.
Keşfedilen yeni kıtalardaki eski medeniyetler (İnka, Aztek, Maya) acımasızca imha ve talan edildi.
Sömürgeci ülkeler iş gücü ihtiyacını Afrika’dan taşınan kölelerle telafi etti.

İspanya ve Portekiz’in Denizcilik Faaliyetleri
XVI. yüzyılın sonlarına doğru İber Yarımadası’nda
İspanya, Portekiz’i zapt ederek siyasi bütünleşmeyi sağladı.
İspanya ve Portekiz sömürge imparatorlukları uzun ömürlü olmadı.
İspanyol deniz gücü, İngiltere’ye karşı girişilen mücadelede ağır bir mağlubiyete uğradı (1588).
Bu devletlerin sömürgelerine İngiltere ve Hollanda tarafından el konuldu.

Fransa Siyaseti ve Sömürgeciliği
Fransa, 1580’li yıllardan sonra sömürge politikasına hız verdi.
İlk sömürgeleri Güney ve Kuzey Amerika’da Karayip Denizi ve adaları oldu.
Bu adalar o zamanlarda sömürge politikası güden bütün Avrupa devletlerinin ele geçirmek istedikleri yerlerdendi ancak bu bölgeye yönelik mücadelelerde Fransa, İngiltere’ye karşı başarılı olamadı.
Fransa sömürgeci ülkeler arasında ilk defa Afrika Kıtası’na yönelen ülke oldu. Afrika sömürgeciliğinde en büyük gelir kaynağını köle ticareti teşkil etti.
Fransa, Avrupa dışındaki sömürgelerinin pek çoğunu, rakibi ve takipçisi olan İngiltere’ye terk etti (1763).

İngiltere’nin Denizaşırı Güç Hâline Gelmesi
İngiltere, başta Amerika Kıtası olmak üzere yeni keşfedilen bölgelere kendi halkını yerleştirdi.
Avrupa’daki savaşları kendi sömürge imparatorluğunu genişletmek için fırsat olarak gördü.
Kıta Avrupası’nda takip ettiği denge politikasında başarılı oldu.
Mali yönden Avrupa devletlerinin finans kaynağı durumuna geldi. Avrupa’da sürdürülen her savaş İngiltere için bir kazanç kapısı oldu.
İngiltere, 1580’de Levant Company’i (Livınt) Doğu Akdeniz Ticaret Şirketi) kurdu.
Bu şirket, XVII. yüzyıldan itibaren ise neredeyse ticari bir tekel hâline dönüştü .
İngiltere, doğudan batıya büyük bir coğrafyadaki kaynakları kontrol eden bir deniz imparatorluğu hâline geldi.
Bu süreçte en önemli rakibi Hollanda oldu.
İngiltere, 1714’te Cebelitarık’ı işgal ederek Fransa ve İspanya’nın deniz güçlerini etkisiz hâle getirdi.
Kıtalara yayılmış geniş toprakları, güçlü donanması ve siyasi nüfuzu ile İngiltere’ye bu dönemde “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” unvanı verilmiştir.
Bu unvanın verilmesinin nedeni İngiltere’nin kuzey yarım kürede, sömürgelerinin ise güney yarım kürede bulunmasıdır.

----

Hollanda’nın Sömürge İmparatorluğuna Dönüşümü
Westphalia Barışı (1648) ile İspanya, Hollanda’nın bağımsızlığını resmen tanıdı.
Hollanda, XVII. yüzyılda ticaret ve gemiciliğin gelişmesiyle hızla zenginleşti.
Ekonomik gelişmelerle birlikte güçlenen varlıklı tüccar ve bankerler Hollanda’da aristokratik bir cumhuriyetin de temellerini attı.
1795’ten 1815’e kadar Fransız istilâsına maruz kalan Hollanda, elindeki teknelerin çoğunu kaybetti ve kolonilerinin önemli bir bölümünü de Uzak Doğu’daki ticari rantı paylaşmak istemediği İngilizlere kaptırdı.
Mali durumun bozulması üzerine Batı ve Doğu Hindistan şirketlerini de feshetmek zorunda kaldı.

Rusya’nın Açık Denizlere Açılması
Çar I. Petro’dan itibaren sıcak denizlere çıkma ve dünya ticaretinde söz sahibi olma politikasını prensip edinen Rusya, kendisine yayılma alanı olarak Osmanlı coğrafyasını seçti.
Rusya, karşısında menfaatleri gereğince Osmanlı Devleti’ni destekleyen İngiltere ve Fransa’yı buldu.
Özellikle Kırım, Rusya için çok önemliydi çünkü Kırım; Karadeniz’e, İstanbul’a, Boğazlar’a ve Akdeniz’e açılmanın kapısı konumundaydı.
Rus Çar’ı I. Petro’nun bir diğer hedefi de Balkanlar’daki Slavları kendine bağlamak oldu (Panslavizm). Rusya böylece Balkanlar üzerinden de Ege ve Akdeniz’e açılabilecekti.
1736’da Azak Denizi Rusya’nın kontrolüne geçti.
Rus donanması1770’de İngilizlerden aldığı destekle Avrupa’nın
çevresinden dolaşıp Sakız Adası’nın karşısındaki Çeşme’de Türk donanmasını yaktı.
Rusya, 1774’te Karadeniz üzerinde hâkimiyet kurup 1783’te de Kırım’ı resmen topraklarına kattı.
Osmanlı Devleti 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu kabul etti.

Yeni Çağ’da İtalya
Ekonomisi genelde deniz ticaretine dayanan İtalya, Coğrafi Keşifler sonrası uluslararası ticaretin Akdeniz’den çok okyanuslara taşınmasıyla XVII. yüzyılda uzun bir durgunluk dönemine girdi.
Avrupa’nın en gelişmiş yarımadası olan İtalya’nın eski ihtişamından geriye bir şey kalmadı.
Bu durumu fırsat bilen İspanyollar Güney İtalya’yı egemenlikleri altına aldılar.
XVII. yüzyıl sonlarına doğru İspanya, Veraset Savaşı’yla (1700-1713) gücünü yitirince İtalya üzerindeki hâkimiyeti sona erdi.
Daha sonra İspanya’nın yerini Avusturya aldı. Avusturyalılar 1707’de Napoli’yi, Sardinya’yı, Sicilya’yı aldı.
Kuzey Batı İtalya’da yer alan Savona Dükalığı 1720’de Sardinya Krallığı hâline geldi.

Osmanlı Devleti’nin Karadeniz Hâkimiyetinin Zayıflama Süreci
Osmanlı Devleti, XV. yüzyılda Karadeniz’de; XVI. yüzyılda ise Akdeniz’de hâkimiyetini tesis etmişti.
Osmanlı Devleti Karadeniz’de sadece imtiyaz tanıdığı ülkelerin (Venedik, Fransa, İngiltere ve Hollanda) ticari gemilerinin dolaşmasına izin verdi.
Osmanlı Devleti’nin zayıflamasındaki en önemli dış etkenlerden biri Rusya’nın Çar I. Petro (1682-1725) liderliğinde güçlü bir tehdit unsuru hâline gelmesiydi.
1700 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi Rusya’ya bırakılmıştı. Böylece Rusya Karadeniz’e açılmak için sağlam bir üs edinmişti.
Rusya, Karadeniz’de ilk olarak serbest ticaret hakkını 1720 tarihinde elde etti.

1739 tarihli Belgrad Antlaşmasına göre Rusya Karadeniz’de gemi bulundurmayacak ancak Rus tüccarları Osmanlı Devleti’nin gemileriyle ticaret yapabilecekti.
Rusya, Belgrad Antlaşması ile Azak’a hâkim olsa da bu antlaşma Rus gemilerine Karadeniz’de seyrüsefer (gidiş geliş) hakkı tanımadı.
1770’te Çeşme’de demirli hâlde bulunan donanmanın Rusya tarafından yakılması Osmanlı Devleti için büyük bir felaket oldu.
Ruslar bağımsızlık vaatleri ile bazı Tatar prenslerini kendi taraflarına çekmeyi başarınca 1771’de Kırım’a saldırdı.
Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1768’de başlayan Kırım ve Karadeniz hâkimiyeti mücadeleleri iki devlet arasında 1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile son buldu. Kırım Osmanlıdan ayrıldı, bağımsız oldu.
Rusya, 1783’te Kırım’ı işgal ederek topraklarına kattı.
1792 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Yaş Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu resmen kabul etti.

----

Osmanlı Devleti’nin Akdeniz Hâkimiyetinin Zayıflama Süreci
Coğrafi Keşifler sonrası Atlas Okyanusu’na komşu olan ülkelerin ticareti gelişince Akdeniz ticareti eski önemini yitirdi.
Bu durumdan en çok Venedik ve Ceneviz gibi Akdeniz ticaretinde söz sahibi olan ülkeler olumsuz etkilendi. Osmanlı Devleti de keşiflerden olumsuz etkilenen ülkelerden oldu.
Deniz ticaretini canlı tutmak isteyen Osmanlı Devleti, Avrupalı devletlere kapitülasyonlar verdi.
Bu durum Akdeniz ve Karadeniz’deki ticaretin yabancı devletlerin tekeline girmesine sebep oldu.
Osmanlı Devleti, İnebahtı Savaşı’ndan (1571) Girit Adası Seferleri’ne (1645) kadar Akdeniz’de ciddi bir savaş olmamıştır.
Donanma artık çalışmadığından, yenilenmediğinden ve bakımsızlıktan kullanılamaz hâle geldi.
Ümit Burnu’nun keşfi Baharat Yolu’nun ticari önemini azalttı. Diğer taraftan Amerika’nın keşfi ve diğer keşifler zinciriyle Avrupa ülkeleri yönünü batıya veya farklı alternatif ticaret yollarına çevirdi.

1645’te Doğu Akdeniz’de Osmanlı Devleti ile Venedik arasında başlayan mücadelelerde donanmadaki eksiklikler ortaya çıkmaya başladı.
Bu bağlamda kürekli gemilerin yerine yelkenli gemilere geçiş süreci başlatıldı.
Avrupa devletleri savaş dönemlerinde denizde düşmanlarını yıpratmak amacıyla izinli korsanları kullandı.
Korsanlar, tarafsız bir bölgede düşman veya tarafsız bir devletin gemilerine el koyarak uluslararası hukuku ihlal etti. Bu durum Osmanlı sularındaki ticareti olumsuz etkiledi.
Korsan saldırılarının önlenememesi bu tarihlerde Osmanlı Devleti’nin kendi sularına hâkim olamadığının bir göstergesidir.

Osmanlı Donanmasında Revizyon

Kadırga: Devletin kuruluşundan XVII. Yüzyılın
ikinci yarısına kadar kadırgalar (kürekli gemi) kullanıldı. Akdeniz’in havasının durgun olması nedeniyle burada yelkenliden çok kadırga tercih edilmiştir.
1534 itibaren Barbaros Hayrettin Paşa ile birlikte, Osmanlı Devleti kendine has gemi inşa etme ve donanma oluşturma yoluna gitti. Bu modele Barbaros (Kızıl Sakal) Hayrettin Paşa Modeli denir.
Kalyon: XVII. Yüzyılın ortalarından XIX. Yüzyılın ortalarına kadar kadar kalyonlar (yelkenli gemi) kullanıldı.
1682 yılından itibaren kalyon üretimi için tersanelerde sistemli çalışmalar yapıldı. Bu çerçevede Garp Ocakları ( Kuzey Afrika Eyaletleri: Tunus, Cezayir, Trablusgarp) ile iş birliği yapıldı.
Buharlı Gemiler: XIX. Yüzyılın ortalarından yıkılışa kadar kullanıldı.

Osmanlı Devleti’nde Garp Ocakları

----

Garp Ocakları, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki üç eyaletine verilen ortak addır. (Tunus,Cezayir ve Trablusgarp)
Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir’in,
Koca Sinan Paşa ile Kılıç Ali Paşa Tunus’un,
Turgut Reis Trablusgarp’ın fethinde görev almışlardır.
Garp Ocakları XVI. ve XVII. yüzyılda deniz ticareti ve korsanlık ile zenginleşmişlerdir.
Başlangıçta merkezden gönderilen beylerbeyileri tarafından yönetilmişlerdir. Osmanlı merkezî gücü zayıflayınca Garp Ocakları’nda yerel yönetim güçlenmiştir.

1700-1774 YILLARI ARASINDAKİ SİYASİ GELİŞMELER (TARİH 11 1. ÜNİTE DEĞİŞEN DÜNYA DENGELERİ KARŞISINDA OSMANLI SİYASETİ (1595-1774) 5. KONU )
1700-1774 YILLARI ARASINDAKİ SİYASİ GELİŞMELER

XVIII. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Devleti’nin Toparlanma Çabaları
Osmanlı-Rus İlişkileri
Osmanlı-Venedik-Avusturya İlişkileri
Osmanlı-Safevi İlişkileri
1768-1774 yılları arası Osmanlı-Rus Mücadelesi ve Etkileri
1700-1774 YILLARI ARASINDAKİ SİYASİ GELİŞMELER

Prut Antlaşması 1711: Osmanlı- Rusya
Pasarofça Antlaşması 1718: Osmanlı- Avusturya
Patrona Halil İsyanı 1730: Lale Devri sona erdi
Ahmet Paşa Antlaşması 1732: Osmanlı- İran
Belgrad Antlaşması 1739: Osmanlı- Avusturya
Kapitülasyonların sürekli hâle gelmesi 1740: Fransa
Kerden Antlaşması ( Kasr-ı Şirin)1746: Osmanlı- İran
Çeşme Baskını 1770: Rusya
Küçük Kaynarca Antlaşması 1774:Osmanlı- Rusya

XVIII. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Devleti’nin Toparlanma Çabaları

Osmanlı bu dönemde Karlofça (1699) ve İstanbul(1700) antlaşmalarında kaybettiği yerleri alabilmek için Rusya, Avusturya, Venedik ile mücadele etti. Ayrıca doğu’da da İran ile mücadele etti.
Bu dönemde Padişah II. Mustafa’nın devlet işlerinden uzaklaşarak zamanının çoğunu Edirne’de geçirmesi yeniçeriler ve İstanbul halkı arasında huzursuzluğa neden oldu.
1703 yılında büyük bir isyana dönüştü. İsyancılar İstanbul’da idareyi ele aldıktan sonra Edirne’ye gelerek II. Mustafa’yı tahttan indirip yerine kardeşi III. Ahmet’i geçirdi. (Edirne Olayı)

III. Ahmet, 1703’te Osmanlı Devleti’nin başına geçmiş, Lâle Devri boyunca padişahlık yapmıştır. Avrupa’daki gelişmeleri inceleme fırsatı bulmuş ve matbaanın Osmanlı Devleti’ne gelmesi için çok çaba sarf etmiştir.

Osmanlı-Rus İlişkileri

İsveç Kralı Demirbaş Şarl, 1709’daki Poltava Savaşı’nda
Rusya’ya yenilince yaralı olarak Osmanlı Devleti’ne sığınmak zorunda kaldı.
Rusya hem Balkanlar’daki Slav topluluklarını Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kışkırtıp hem de İstanbul Antlaşması’na aykırı biçimde Osmanlı sınırına kaleler yaptı.
Osmanlı Devleti’nin İsveç Kralı’nı sınır dışı etmemesinden dolayı gergin ortam bir Osmanlı-Rus savaşına dönüştü.
1711 yılında Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu ile Kırım kuvvetlerinin Prut Irmağı kıyısındaki hücumları karşısında direnemeyen Çar I. Petro ve ordusu kısa sürede kuşatıldı.

Çar I. Petro barış istedi. Prut Antlaşması (1711) imzalandı.

----

Prut Antlaşması (1711)

Rusya, Azak Kalesi’ni Osmanlı Devleti’ne geri verdi ve İstanbul’da elçi bulundurma hakkından vazgeçti.
Rusya, Lehistan’ın iç işlerine karışmayacağını ve Demirbaş Şarl’ın ülkesine serbestçe dönmesine izin vereceğini kabul etti.
Çar I. Petro, ordusunu Prut bataklıklarından kurtarmakla diplomatik bir zafer kazandı.
Prut’tan sonra Rus ordusu yönünü Kafkaslar’a, Azerbaycan’a, İran’a ve Türkistan’a çevirdi.

Osmanlı-Venedik-Avusturya İlişkileri

XVIII. Yüzyılın başlarında Venedik, Karlofça Antlaşması’na aykırı olarak Akdeniz’deki Osmanlı ticaret gemilerine zarar vermeye başladı.
Ayrıca Karadağlıları Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik edince Osmanlı Devleti, 1715 yılında Venedik’e savaş ilan etti.
Osmanlı Venedik’in eline geçmiş olan Mora Yarımadası’nı geri aldı.
Avusturya, 1715 yılında Osmanlı Devleti’nin Venedik’e savaş açmasını, Karlofça Antlaşması’nın ihlali sayıp Venedik’in yanında yer alarak Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.

Avusturya, Petervaradin Muharebesi’nde başarılı olmasından cesaretlenerek Osmanlı topraklarında hızla ilerledi, Macaristan, Temeşvar ve Belgrad’ı ele geçirdi.
Aynı anda iki devletle savaşan Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ateşkesin sağlanamaması hâlinde Rumeli’nin de elden çıkabileceği tehlikesi üzerine savaşa son vermek istedi.
Kapitülasyonlar nedeniyle Osmanlı topraklarında çıkarları bulunan İngiltere ve Hollanda’nın arabuluculuğu ile Avusturya ve Osmanlı Devleti arasında 1718’de Pasarofça Antlaşması imzalandı.
Aynı sene Venedik ile bir de ticaret antlaşması imzalandı.
Bu süreçte Mora Osmanlıda kaldı, Dalmaçya kıyıları Venedik’e bırakıldı. Belgrat, Temeşvar ve Kuzey Sırbistan Avusturya’ya bırakıldı.
Osmanlı devleti 1739 Belgrat Antlaşması ile Belgrat’ı geri aldı.

Osmanlı-Safevi İlişkileri

İran’daki iç karışıklıklar, Afganların İsfahan’dan başlattıkları İran işgali (1722), Rusların Hazar Denizi’nin batı kıyıları boyunca güney Kafkasya’da ilerleyişi (1722) Osmanlı Devleti’nin bölgeye müdahale etmesini zorunlu hâle getirdi.
Osmanlı Devleti 1723 yılında da mezhepsel baskıdan dolayı kendisinden yardım isteyen grupları himaye etmek ve İran topraklarının bütünüyle Rusya’nın eline geçmesini önlemek üzere harekete geçmişti.
Kafkasya’ya kadar ilerleyen Osmanlı ordusu ile Rus ordusu karşı karşıya geldi.
İki ülke arasındaki gergin ortam, Fransa tarafından giderildi ve Osmanlı Devleti ile Rusya arasında İstanbul Antlaşması (1724) imzalandı.
Bu antlaşma ile İran’ın kuzeydeki toprakları Osmanlı ve Rusya arasında paylaşıldı.

İran topraklarını Osmanlı Devleti ile Rusya arasında paylaştıran İstanbul Antlaşması (1724), Safeviler tarafından tepkiyle karşılandı.
1725’te Osmanlı Devleti ile İran arasında cereyan eden siyasi gerginlik bir yıl sonra savaşa dönüştü. İsfahan’ı ele geçiren Nadir Han Safevilerin başına geçti ve ülke içinde birlik sağlandı.
Osmanlı kuvvetleri 1731’de Safevî kuvvetlerini bozguna uğrattı.
1732’de imzalanan Ahmet Paşa Antlaşması ile Aras Nehri’nin kuzeyindeki Azerbaycan toprakları Osmanlılara kalırken Tebriz, Kirmanşah, Hamedan ve Luristan İran’a bırakıldı.
Nadir Han 1733’te Bağdat Seferi’ne çıktı ve Osmanlı kuvvetlerini mağlup ederek Kerkük, Necef ve Kerbela’yı ele geçirdi ama Bağdat’ı kuşattıysa da alamadı.

Osmanlı Devleti ile İran arasında uzun süren
mücadelelerden herhangi bir sonuç alınamaması
üzerine 1746 yılında iki devlet arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması şartlarını içeren Kerden Antlaşması imzalandı.
XVIII. yüzyılda Osmanlı-İran arasında yaşanan son savaşlar İran’ın başına geçen Kerim Han’ın Basra’yı işgal edip Bağdat ve çevresini yağmalaması üzerine yeniden başladı.
İran bu savaşlar sırasında hem Osmanlı Devleti’ne kaptırdığı toprakları hem de Rusya’ya bıraktığı Azerbaycan’ı geri aldı.
Savaşlar Osmanlı birliklerinin karşı taarruza geçerek Basra’yı geri almasıyla sona erdi.

1768-1774 yılları arası Osmanlı-Rus Mücadelesi ve Etkileri
Osmanlı Devleti ve Rusya arasında Karadeniz ve Kırım’ın hâkimiyetinden dolayı 1768-1774 yılları arasında yaşanan kara ve deniz savaşları Osmanlı Devleti’nin ağır mağlubiyeti ile sonuçlandı.
Rusya 1770 yılında Çeşme’de Osmanlı donanmasını yaktı.
Bu mağlubiyetlerin ardından Osmanlı Devleti ile Rusya arasında için 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı.

----

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması
Kırım bağımsız oldu ve sadece halkı dinî bakımdan halifeye bağlandı. Osmanlı Devleti 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Ruslar’a ait olduğunu kabul etti.
Rus gemilerinin iki ülkenin topraklarını çevreleyen denizlerde serbestçe dolaşması kabul edildi.
Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödedi.
Rusya, gerekli gördüğü Osmanlı Devleti yerleşim birimlerinde konsolosluklar açıp kapitülasyonlardan yararlanma hakkı elde etti.

  • Osmanlı-Rus mücadelesinin doğurduğu sonuçlar
  • Rusya’nın Baltık donanması, Çeşme’de demirleyen Osmanlı donanmasını yakarak imha etti (1770).
  • Bu antlaşma akabinde Osmanlı Devleti hem iç işlerinde ve hem de uluslararası ilişkilerde dış güçlerin müdahalesine açık hâle geldi.
  • Rusya, tarihinde ilk defa Karadeniz’e çıktı ve İstanbul dâhil bütün Karadeniz sahilleri Rus donanmasının saldırılarına açık hâle geldi. Bundan dolayı, İstanbul’u muhtemel bir saldırıya karşı korumak için Boğaz girişinde beş kale yapıldı.
  • Karadeniz’e açılan Rusya Boğazlar’ı da tehdit etmeye başladı. Bu durum diğer Avrupa devletlerini Osmanlı-Rus rekabetinin içine çekti.
  • Rusya, Osmanlı Devleti himayesindeki Ortodoks halkların koruyuculuğunu alarak sürekli Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme fırsatı elde etti.
  • Rusya, İngiltere ve Fransa’ya tanınan kapitülasyonların aynısını elde etti. Bu hak ile Ruslar “güneye inme” veya “sıcak denizlere açılma” politikasında büyük bir ilerleme kaydetti.
  • Rus ticaret gemileri Karadeniz ve Akdeniz’de serbest dolaşım hakkı elde etti. Böylece Ruslar, tarihi emellerine ulaştı.
  • Rusların İstanbul’da daimî elçi bulundurmaları, istedikleri şehirlerde konsolosluk açmaları Osmanlı Devleti’ndeki tüm gelişmelerden haberdar olmalarını sağladı.
  • Ayrıca konsoloslukları sayesinde Balkan milletleri ile yakın temasta bulunarak Panslavizm politikası için uygun zemin hazırlama imkânına da kavuştu.

Osmanlı- Rusya- Avusturya savaşları
Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya mağlup olmasını bir fırsat olarak gören Avusturya, Osmanlı topraklarını ele geçirmeye başladı. Hatta Avusturya ve Rusya ittifakı kuruldu.
Ancak 1789’da yaşanan Fransız İhtilali’nin milliyetçilik akımından etkilenen Avusturya, Osmanlı Devleti ile 1791’da Ziştovi Antlaşması’nı imzalayıp bölgesindeki gelişmelerle ilgilenmek için geri çekildi.
Rusya da Avusturya’ya benzer bir tutum içine girerek Osmanlı Devleti ile 1792’de Yaş Antlaşması’nı imzalayıp bölgesindeki gelişmelerle ilgilenmeye başladı.
Yaş antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu kabullendik.


Bu dersi Daha iyi Anlamak için Aşağıdaki Videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum. İlk video dersin birinci bölümüdür. İkinci video ise ikinci bölümdür. Lütfen sırası ile not tutarak izleyiniz.


İKİNCİ VİDEO

SPONSOR--REKLAM
2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir