Tıklayın YKS Netlerinizi artıralım... Hafıza Teknikleriyle YKS'ye Hazırlanmak İster Misiniz?

11.Sınıf Tarih Dersi 2. Ünite Ders notları- Değişim çağında Avrupa ve Osmanlı

Merhaba arkadaşlar bu uzun makalemizde sizlere 11. Sınıf ders notlarından yeni müfredata uyumlu ders notlarını vereceğiz. 11. Sınıf 2. Ünite Olan Değişim çağında Avrupa ve Osmanlı Ünitesi olan ünitemize ait ders notlarını bu sayfada bulacaksınız. 11.sınıf Tarih ders notları fihrist sayfasına ve 11.Sınıf Tarih Dersi 1. Ünite Ders notlarına buradan ulaşabilirsiniz.

----

YENi ÇAĞ AVRUPASI’NDA MEYDANA GELEN GELiŞMELER (TARİH 11 2. ÜNİTE DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI 1. KONU)
YENİ ÇAĞ AVRUPASI’NDA MEYDANA GELEN GELİŞMELER
-Batı Roma İmparatorluğu, Kavimler Göçü sonrasında yıkılınca Antik Çağ kültürü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. “Kilise”, Avrupa’da Eski Dünya’nın yıkıntıları içinde Antik Çağ’ın kültür değerlerini ele alıp kurtarmıştı.
-Kültürel birikimi olmayan genç kavimler kilisenin aracılığıyla Eski Dünya’nın değerlerini benimseyerek yetişmişlerdi.
Antik kültüre ait düşüncelerden sadece kilisenin uygun bulduğu ve müsaade ettiği düşünceler ayakta kalabilmiş, kiliseye aykırı düşünceler ise kesin olarak terk edilmişti.
-Kilise, serbest düşünmenin önünde bir engel oluşturarak kendi ürettiği bilgiyi halka yaymış, bunun dışındakileri reddederek engellemişti.
-Kilisenin felsefesine karşı çıkanlar aforoz edilerek dışlanmıştı.

YENİ ÇAĞ AVRUPASI’NDA HALK
-Avrupa’da toplum iki sınıfa bölünmüştü: Dini kullanarak oluşturulan sosyo-ekonomik yapıda ruhban ve aristokratların oluşturduğu birinci sınıf insanlar ve yoksul halkın oluşturduğu ikinci sınıf insanlar.
-Soylular ve rahipler maddi ve manevi açıdan halkı sömürmekteydiler.
-Halk tabakasının kendini geliştirip değiştirebileceği bütün alanlar kapatılmıştı.
-Aydınlanma ile birlikte özgür düşüncenin önü açılarak kiliseye karşı alternatif dünya görüşü oluşturulmuştu.

-Aydınlanmayla birlikte yükselen burjuvazi, yeni ekonomik alanlar açmış ve toplumda bir orta sınıfın doğmasına neden olmuştu.

Feodalite
-Feodalite; siyasal ve askerî gücü elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan bir senyörler (derebeyler) ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu idari düzendir.
-Bu düzenin kuruluşuyla Avrupa’da siyasal birlik bozulmuş, küçük yönetim birimleri ortaya çıkmıştır.
-Avrupa’da Orta Çağ boyunca hüküm süren feodalite (derebeylik) XV. yüzyıldan itibaren yerini mutlak krallıklara bıraktı.
-Feodalitenin önemini kaybetmesiyle birlikte Yeni Çağ Avrupası’nda birtakım dönüşümler yaşanmıştır.
-Bu dönüşümlerin yaşanmasında Coğrafi Keşifler, barutun ateşli silahlarda kullanılması, hümanizm (insancılık) ve sekülerleşme gibi gelişmeler etkili olmuştur.

----

Rönesans
-XV. yüzyıldan itibaren ilk olarak İtalya’da Hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, İlk Çağ’ın klasik kültür ve sanatına
dayanan bilim ve sanat akımıdır.
-Rönesans, daha çok edebiyat ve güzel sanatlar alanında görülen yenilik ve gelişme hareketidir.
-Rönesans hareketlerinin başlamasına ticari faaliyetler sonucu zenginleşen mesen sınıfının büyük katkısı olmuştur.
Rönesans’ın Sonuçları:
-Özgür düşüncenin temeli atıldı. Avrupa ülkelerinde bilim, sanat, edebiyat alanlarında yeni bir dünya görüşü ortaya çıktı.
-Skolastik düşünce terk edildi. Deney ve gözleme dayanan pozitif düşünce bu sayede ortaya çıktı.
-Reform hareketlerine zemin hazırlandı.
-Osmanlı Devleti ise Rönesans’tan fazla etkilenmedi.

Reform
-Yeniden düzenleme anlamına gelen reform, Yeni Çağ başlarında Avrupa’da meydana gelen dinî düzenlemeleri ifade etmektedir.
-XVI. yüzyılda Katolik mezhebindeki bozulmalarla ilk olarak Almanya’da başlayan reform diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.
-Reformu başlatan kişi Katolik Kilisesi’ni eleştiren fikirleriyle öne çıkan Alman din adamı Martin Luther’dir.
Reformun Nedenleri:
-Matbaanın geliştirilmesi,
-Rönesans’ın etkisi,

Katolik Kilisesi’nde ortaya çıkan bozulmalar.
Matbaa sayesinde kitap basımı ve okuryazarlık oranı arttı.
İncil’in farklı dillere çevrilip basılmasıyla din adamlarınca ifade edilen konuların çoğunun İncil’de olmadığı anlaşıldı.
Katolik Kilisesi’nin, din dışı işlerle özellikle siyasetle uğraşması, endüljans, aforoz, enterdi, engizisyon, günah çıkarma gibi güç unsurlarıyla halkın mallarına el koyması gibi nedenlerle Katolik Kilisesi’ne olan güven azalmıştır.
Bu durum reform hareketlerinin başlamasına temel oluşturmuştur.
Protestanlık XVI. yüzyıl reform hareketine dayanan ve farklı kiliselerden oluşan Hristiyanlık anlayışı olarak yayılmaya başlardı.
Protestan tabiri ilk defa reform yanlılarını nitelendirmek için Roma Katolik Kilisesi tarafından kullanıldı.

Endüljans: Orta Çağ Avrupa’sında Papanın sattığı günah çıkarma, af belgesidir.
Aforoz: Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen “dinden çıkarma” cezasıdır.
Enterdi: Papa’nın Hristiyan bir ülkeyi halkı ile birlikte dinden çıkarmasıdır.
Engizisyon: Katolik kilisesine bağlı dinî mahkemelerdir.

Hümanizm

----

-Hümanizm, insanı değer kabul eden, onu her şeyin ölçütü olarak tanımlayan, insanın doğasını, yeteneklerini, sınırlarını veya ilgilerini konu edinen bir felsefi akımdır.
-Hümanizm, edebiyat, bilim, sanat alanlarında ortaya çıkmıştı.
-Rönesans’ın doğmasında hümanist düşüncenin etkisi büyük olmuştu.
-Hümanizm düşüncesi heykel ve mimari alanında da kendini göstermişti.
-Hümanizmin önemli temsilcileri arasında: Dante, Petrarca (Petrark), Montaigne (Monteyn), Erasmus ve Cervantes (Servantes) sayılmaktaydı.

Rasyonalizm, (akılcılık)
-Rasyonalizm, (akılcılık) gerçeklerle ilgisi kopmuş birtakım dogmatik düşünce kalıplarının içine hapsolmadan, sorunlara akla, mantığa ve gerçeğe uygun çözümler aramak demektir.
-Rasyonel düşünce zamanla eğitim alanında da kendini göstermişti.
-Rasyonel düşüncenin ortaya çıkardığı felsefelerden birisi de pozitivizmdir.
-Pozitivizm, aydınlanmanın temel düşüncesi olan bireysel aklın, doğanın kontrolünün, modernitenin, egemenlik ve hukukun temellerini oluşturmuştu.

Newtoncu Fizik ve Bilim Devrimi
-Orta Çağ boyunca Katolik Kilisesi Dünya’nın evrenin merkezi olduğu düşüncesini benimsemişti.
-Bilim Devrimi ile birlikte Güneş merkezli bir evren sisteminin varlığı kabul edildi.
-Isaac Newton’ın (Ayzek Nivtın) optik, matematik ve fizik alanlarındaki çalışmaları ise Bilim Devrimi’nin en üst noktasıydı.
-Newton, gelişmiş bir teleskop icat etti.
-Newton, çağdaş anlamda bilimi kuran ve bilimsel düşünüşün en gelişmiş örneğini ortaya koyan bir bilim insanıydı.
-Evrensel çekim yasasını bulmanın ötesinde bilim ve felsefe arasındaki ilişkiyi de bugünün bakış açısıyla belirledi.

Sekülerleşme
-Sekülerizm, dinî olanın karşıtı anlamına gelmektedir. Protestan ülkelerde ortaya çıkan bir düşüncedir.
-Sekülerizmde insan aklının dinî bağlardan ayrılması ve dinin bir vicdan meselesi hâline getirilmesi istenmiştir.
-Protestanlığın hâkim olduğu toplumlarda sekülerizm de birlikte var olmuştur.
-Bunun sonucu olarak din, kamu hayatından giderek ayrıştırılmış, kişiye özel hâle getirilerek manevi dünyanın inşasına kaydırılmıştır.
-Böylece Batı’da din sosyal önemini de yitirmiştir.

Devletler Arası İlişkilerde Sekülerleşme
-Ortaçağ Avrupası’nda kral ile diğer egemen bir güç olan prenslikler arasında hiyerarşik bir yapı bulunmaktaydı.
-Papa ilahi liderken imparator ise dünyevi bir liderdi. Reform hareketleriyle birlikte kilise dışlandı, feodal devletler güç kaybetti ve ulusal krallıklar kuvvetlendi.
-Orta Avrupa devletleri birçok prenslikten oluşmaktaydı. Bu durum ulusallaşmayı geciktirmekteydi.
-Prensliklerin bir kısmı Katolik mezhebini diğer kısmı da Protestanlık mezhebini kabul etmişti.
-Bunların dışında bu prensliklerin arasında ortak bir dil, ortak bir kültür de bulunmamaktaydı.

----

-Dinin devletler arasında farklı algılanması sonucunda Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) yaşandı.
-Bu savaşlar sonrası Westphalia (Vestfalya) Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşma ile Avrupa devletlerinin statüleri değişmeye, devletler arasındaki ilişkiler sekülerleşmeye başladı.
-Kilisenin sahip olduğu bütün güçlere sınırlandırma getirildi.
-Almanya’da Katoliklik, Protestanlık ve Kalvenizm geçerli mezhepler hâline geldi.
-Westphalia Barışı, Avrupa’yı dinî ve siyasi anlamda denge sistemine dayandırmak amacıyla yapılan ilk konferanstır.
-Bundan böyle imparatorluklar yerini ulusal krallıklara ve ulus devletlere bırakıyordu.

Rönesans ve reformlarla başlayan gelişmeler, aydınlanmada doruğuna varmış ve modernite denilen sürecin oluşumunu hazırlamıştır. Newton, Kopernik, Galileo, Descartes (Dekart), Jean Jack Rousseu, Immanuel Kant, Voltaire (Volter) ve Montesquieu (Monteskiyö) Aydınlanma Çağı’nın ileri gelen temsilcileridir.

Merkantilizm ve Burjuva Sınıfı
-Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğini, sahip olduğu altın ve gümüş gibi değerlere bağlayan ekonomik doktrindir.
-Diğer bir ifadeyle “merkantilizm, bir milletin ekonomik gücünü ve zenginliğini en üst düzeye çıkarmak amacını güden ekonomi modeli”dir.
-XVI ve XVII. yüzyılda Avrupa ülkelerinin ticaret politikalarının temelini merkantilizm oluşturmuştur.
-Merkantilist anlayış, Coğrafi Keşifler sonrasında Avrupa’da ortaya çıkmıştır.
-Avrupalıların yeni ticaret yolları bulmalarında ve sömürgecilik yarışına girmelerinde merkantilist anlayış ön plandadır.
-Coğrafi Keşifler ile ticarette gittikçe zenginleşen burjuva sınıfı doğdu. Yönetimde ve ticarette söz sahibi oldular.

Kırdan Kente Göç
-XVI. yüzyıl ortalarından itibaren arazilerin tarıma açılması, alternatif gıdaların üretilmesi, taşımacılığın gelişmesi, hastalıkların azalması ve savaşların şeklinin değişmesinden dolayı ölüm oranları azaldı. Dolayısıyla bu gelişmeler nüfus artış oranlarını da yükseltti
-Bu durum Sanayi İnkılabı‘nın kaynağını oluşturdu.
-Diğer yandan artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan tarım, hayvancılık vb. kaynak yetersizliği köylü isyanlarına neden oldu.
-Bunlardan dolayı merkantilist ekonomi, kır nüfusunun kentlere taşınmasında etkili oldu.
-XVIII. yüzyılda İngiltere ve Hollanda merkezli başlayan iyileşmeler ve teknolojik gelişmeler sayesinde tarımda insan gücüne olan ihtiyaç azaldı.
-Bu gelişme sonucunda kırsalda yaşayan insanların büyük bir kısmı işsiz kalınca kentlere göç etmek zorunda kaldı.

Ateşli Silahlar ve Yeni Gemi Türleri
-XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmaya başlanması Avrupa’da Askerî Devrim’in başlangıcı oldu.
-Ateşli silahların icadıyla küçük prenslikler ve şehir devletlerinin en büyük dayanağı olan Orta Çağ kale surları aşılabilir hâle geldi.
-Bu olay feodaliteyi zayıflattı ve sonuçta Fransa, İngiltere, İspanya gibi merkezî devletler küçük prensliklere karşı avantaj sağladı.
-Feodal sistemin çökmesiyle ordu yapıları değişirken kademeli olarak ağır atlı birliklerden vazgeçildi. Bunun yerine sayıca fazla, daha ekonomik olan hafif silahlı piyadeler ön plana çıktı.
-Aynı dönemde İtalyan şehir devletleri büyük bir orduya sahip olmadıkları için kale savunmasında yeni bir model geliştirdi. Kalelerin duvarları daha alçak ve kalın yapıldı. Kaleleri daha güçlü savunmak, çapraz ateş gücünü sağlamak için yıldız şeklinde inşa edildi.
-Eski model tüfeklerin yerini önce fitilli sonra da çakmaklı tüfekler aldı.
-Batı’nın yükselişinde bilim, sanat ve düşünce alanında gerçekleşen gelişmelerden ziyade ortaya çıkan Askerî -Devrim’in önemli katkısı oldu. Sömürgecilik çağının yaşanmasında Batı’nın askerî gücü etkilidir.

Yeni Gemi Türleri
-1470 ile 1570 yılları arasında deniz savaşlarında da büyük değişiklikler yaşandı.
-Okyanus şartlarına uyarlanan carrackın (karak) yanı sıra caravel (karavel) denilen başka modelde gemiler uzak yolculuklara uygun hâle getirildi.
-1570’lerden itibaren gemilerde kullanılan demir top ucuzladı ve kullanımı yaygınlaştı.
-Deniz faaliyetlerinin finansmanında devlete düşen rol arttı. XVII. yüzyıl sonunda disiplinli deniz filoları oluşturuldu.
-XVI. yüzyılın sonunda kadırgaların yerini kalyon gemileri aldı.
Kalyonların geniş kargo kapasitesi ve seyir gücünün yüksek olması deniz savaşlarına ve ticarete yeni usulleri de beraberinde getirdi.

XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Avrupa’da Düşünce Alanında Değişimler (Copernicus 1473-1543)
-Antik ve Orta Çağ ilminin evrenle ilgili yaklaşımlarının yanlış olduğunu iddia eden Polonyalı din adamı, matematikçi ve astronom Kopernik, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezinin öncülüğünü yapmıştır.
-Hümanist yöntemin ilim öğrenmede önemini kabul eden Kopernik, astronomi biliminde matematiğin eksikliğini anlamıştır.
-Astronomi alanında öncü olan Kopernik, kendinden sonra gelen Kepler ve Galileo için esin kaynağı olmuştur.
-Kopernik, evrenin Güneş merkezli olduğunu ve Dünya’nın döndüğünü bilimsel temellere oturtmuştur.
-Dünya’nın ve bütün gezegenlerin kendi ve Güneş etrafında döndükleri fikrini ileri sürmüştür.

Thomas More (1478-1535)
-Utopia (Ütopya) adlı eserinde özel mülkiyetin bulunmadığıtoplumsal bir düzen tasarlayan More, koyu bir Katolik Hristiyan olarak bu görüşünü dine dayandırmaktaydı.
-Böyle düşsel bir ülkede hiç kimse toprak sahibi değildi fakat herkes işçiydi ve üretim bir plana bağlıydı.
-Üretilen mallar para karşılığı olmaksızın herkesin gereksinimine göre dağıtılacaktı.
-More açısından yönetici, seçimle işbaşına gelmeli ve görevini kötüye kullanmadığı sürece işbaşında kalmalıdır.
-Halk kurultaylarında ülke meseleleri konuşulmalı, bunun dışında bir araya gelerek ülke meselelerinin konuşulması ise yasaklanmalıdır. Savaş gerektiğinde savunma amaçlı yapılmalıdır.
-Thomas More, Sanayi Devrimi’nden çok sonra uygulamaya koyulan kadın erkek eşitliği, çalışma saatlerinin sınırlandırılması, temel eğitimin genel, parasız ve zorunlu olması, sağlık hizmetlerinin devletçe yerine getirilmesi, yaşlıların ve düşkünlerin devletçe gözetilmesi gibi görüşlerin öncüsü sayılır.
-Thomas More’un “Ütopya” adlı eseri, roman sanatının henüz ortaya çıkmadığı o tarihlerde, bir anlatı metni olarak kurgulanmıştır.
-Ütopya, güney yarım kürede bir adadır. Hikâye, bu adada yaşamış bir gemicinin, ada halkının kurduğu düzeninin mükemmelliğini Avrupa’ya tanıtması biçiminde sürer.

Machiavelli (1469-1527)
Machiavelli (Makyavelli) hiçbir etik kurala bağlı olmayan ve sınırsız güç sahibi bir devlet yapısının yaşama geçirilmesini öne sürdü.
Onun başlıca amacı, yabancı devletlerin etki ve işgallerinden kurtulmuş ulusal ve güçlü bir İtalyan devletinin kurulmasıydı.
Machiavelli görüşlerini dilimize “Hükümdar (Prens)” olarak çevrilen eserinde ortaya koydu.
Machiavelli’ye göre hükümdar kendisini erdemli bir kişi olarak tanıtmalıdır ama gerektiğinde hiç de öyle davranmamalıdır.
-Dinin toplumu bir arada tutan işlevi olmasından dolayı hükümdar kendisini, gerçekte öyle olmasa bile dindar bir kişi olarak göstermelidir.
-Paralı askerler yerine yurttaşlardan kurulu düzenli bir ordu kurulmalı, askerler eğitimli ve disiplinli olmalıdır.
-Machiavelli’ye göre devletler arası ilişkilerde devlet, amacına ulaşmak için her yolu deneyerek sınırları içinde ve dışında güç kullanmalı ve hukuk dışı kurallara başvurmalıdır.
-Hukuka başvurmada devletin çıkarı gözetilmelidir. Devletler arası sorunların çözümünde yalan dolan yetmez ise tek çözüm yolu savaştır.

Jean Jacques Rousseau (1712-1778)
-Jean Rousseau’ya (Jan Jak Russo) göre her türlü kötülüğün kaynağı, insanlığın doğal durumdan kopması ile mülkiyet fikrinin varlık kazanmasıdır.
-Mülkiyetin ortaya çıkması ile sınıf kavgası baş göstermiş, siyasal iktidar da bu sınıf savaşının bir sonucu olarak biçimlenmiştir.
-“İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı” adlı eserinde mülkiyet hakkının ortadan kalkması gerektiğini öne sürmüştür.
-Rousseau “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde toplum düzeninin sözleşmelere dayandığını vurgulamakta ve devleti yüceltmektedir.
-Toplum sözleşmesi ile oluşan devlet, egemen güçtür. Egemenlik bölünemez. Bu nedenle de kuvvetler ayrılığı ilkesi kabul edilemez.
-Fransız İhtilali ile birlikte toplumda düzenin sağlanması için devlet otoritesini savunmuştur. Çoğunluğun iktidarından yanadır.

----

Immanuel Kant (1724-1804)
-Immanuel Kant (İmanuel Kant),
Rousseu’nun Toplum Sözleşmesi eserinden etkilenerek yazdığı “Sürekli Barış Projesi” adlı eserinde kamusal otoritenin temelini oluşturmada aklı öne çıkarır.
-İnsanların temel eşitliği düşüncesi ve genel iradenin çoğunluğun görüşüyle olamayacağını, bunun ancak evrensel akıl önermeleriyle yapılacağını savunmuştur.
-Kant’a göre doğa, insanları amaçlarına doğru götürürken evrenselleştirir.
-Ahlakın evrenselliği bütün bireylerin eşitliğini getirir.
-Kant’a göre yurttaşlık, genel yasa karşısında bağlılık statüsü değildir.
-Eşit kardeşlik durumunda olan herkesin hakkıdır.
-Bu amaca uygun olan tek siyasal biçim temsilî sistem ve güçler ayrılığını işleyen cumhuriyetçi biçimdir.
-Sadece belli bir ücreti ödeyenlerin seçme ve seçilme hakkı vardır.
-Kant bu görüşleri ile feodalizmi, aristokrasiyi ve aydın zorbalığını reddeder.
-İşçi ve hizmetkâr sınıfını yurttaş olarak kabul etmez.
-O bütün bu görüşleriyle evrensel ahlakı öne alan orta sınıfı savunur ve onları gerçek yurttaş olarak kabul eder.


OSMANLI SOSYO-EKONOMİK YAPISINDA DEĞİŞİKLİKLER (TARİH 11 2. ÜNİTE DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI 2. KONU) -OSMANLI SOSYO-EKONOMİK YAPISINDA DEĞİŞİKLİKLER

OSMANLI SOSYO-EKONOMİK YAPISINDA DEĞİŞİKLİKLER
-XVI. yüzyıldan itibaren Coğrafi keşiflerin ve Avrupa’daki merkantilizmin etkisiyle önemli miktarda değerli madenlerin birikimi yapıldı.
-Bol miktarda gümüş paranın kullanımı, gümüşün bolluğu fiyatların yükselmesine ve gelirin düşmesine neden oldu.
-Bu gelişmeler Osmanlı ekonomisinde paraya değer kaybettirdi. Bu durum enflasyonun yaşanmasına neden oldu.
İlk etkili enflasyon 1593’te oldu ve bir akçedeki gümüş miktarı yarı yarıya indirildi ama maaşlar, aynı akçe miktarıyla ödendi.
-Devletten maaş alanlar, eskisine oranla gelirlerinin yarısını kaybetmiş oldular.
-Bu dönemde kapıkulu askerlerinin sayısı birkaç kat arttırıldı ve ateşli silahlarla donatıldı.
-Bu askerlere ulûfe ve bahşişlerin ödenmesi devlet ekonomisine büyük bir yük getirdi.
-Ticaret yollarının değişmesi nedeniyle Osmanlı şehirleri ve ekonomisi büyük zarar gördü. Böylece söz konusu güzergâhta para kullanımı geriledi. Bu gerilemeyi arttıran bir diğer neden Anadolu’da ortaya çıkan Celâli İsyanları’dır.

-Osmanlı Devleti para politikasına yeniden çekidüzen vermek için bazı çalışmalar yaptı.
-Bu doğrultuda darphanede çeşitli miktarda ve oranlarda sikkeler (para) bastırıldı.
-Saraya ait altın ve gümüş içeren değerli eşyalar da darphanede eritilerek paraya çevrildi.
-Maden ocakları yeniden faaliyete geçirilip işletmeye açıldı.
-Tüm bu tedbirlere rağmen ordunun askerî harcamaları karşılanamadı.
-XVIII. yüzyılın ilk yarısında Devlet, savaşın yol açtığı kıtlık ve enflasyonu engellemek için geleneksel fiyat düzenlemesi olarak bilinen narh (resmi makamların belirlediği fiyat) sistemine uygun olarak fiyatların kontrolünü sağladı.

Sanayi Devrimi sonrası Batı karşısında Osmanlı Devleti’nin klasik ekonomik sisteminin şansı kalmadı.
XVII. yüzyılın sonunda maliye iflas etti ve zorlu bir döneme girildi. Kapitülasyonları Sultan I. Mahmut Dönemi’nde sürekli hâle getirdi.
Kanuni Dönemi’nde Fransa’ya verilen kapitülasyonların amacı Avrupa’da Hristiyan birliğini bozmak, Akdeniz ticaretini canlandırmak ve Almanya’ya karşı Fransa’nın desteğini kazanmaktı.
1740 tarihinde kapitülasyonların sürekli hâle getirilmesiyle Fransa, Doğu ticaretinde ve Osmanlı limanları arasındaki taşımacılıkta rakipsiz bir konuma geldi.
Yüzyılın sonlarına doğru Avrupa devletleri imtiyazlarını korumak ve genişletmek için Osmanlı Devleti’ne karşı baskılarını arttırdı.

----

Askerî Devrim ve Ateşli Silahların Gelişimi
-XIII. yüzyıldan itibaren Çinliler, barutlu humbaraların ilk örneklerini kullandılar.
-Barutun ateşli silahlarda kullanılması örneği XIV. yüzyılda Avrupa’da görüldü.
-Bu yüzyıldan itibaren ateşli silahlar ordu içerisinde etkili bir şekilde kullanılmaya başlandı.
-XVI ve XVII. yüzyıllarda meydana gelen Askerî Devrim, Batı savaş sanatında bir dönüm noktasını teşkil etti.
-Askerî tarihçiler, Askerî Devrim’in başlangıcı ve kronolojik gelişimine ilişkin farklı tanımlamalarda bulunmuşlardır.
-Bu tanımlamalar içerisinde Askerî Devrim’in başlamasında asıl etkenlerin başında XV. yüzyılın ortası ile XVII. yüzyılın ortası arasındaki dönemde savaşın ticarileşmesi ve devletlerin ticaret yapısında yaşanan niteliksel artışlar gelmektedir.
-Diğer bir tanımlamaya göre Askerî Devrim‘in başlamasında İtalya’da 1450–1520 yılları arasında gelişen bir savunma sistemi etkili olmuştur. Bu sistemde savaşlar büyük ölçüde savunmaya dayalı hâle gelmiştir.
-Askerî Devrim yeniliklerinin en önemlilerinden biri de askerlerin sayısını arttırıp sayıca büyük ordular oluşturmaktı.
-Bu gelişme beraberinde orduların beslenmesini ve sağlıklı bir şekilde intikal ettirilmelerini sağlayacak lojistik düzenin tesisini de gerektirdi.
-Bu yeni düzen ise para ihtiyacını ortaya çıkardığı için yeni vergiler konulmuştu.
-Askerî Devrim ile birlikte XVIII. yüzyıldan itibaren meydana gelen savaşların uzun sürmesi ateşli silah teknolojisini geliştirdi. Bu durum orduların daha büyük ve kalıcı olmasını sağladı.

Osmanlı Ordusunun Finansı İçin Alınan Tedbirler

Avrupalı devletlere verilen kapitülasyonlar merkantilizm politikasının Osmanlı’da uygulanmasını kolaylaştırdı.
Avrupalıların malları zamanla Osmanlı pazarlarını doldurmaya başladı.
Esnaf sınıfının iş yapamaz hâle gelmesi, sosyo-ekonomik yapının bozulmasına neden oldu.
Tımar topraklarının nüfuzlu şahıslar tarafından, kendi çıkarları doğrultusunda kullanılması tımarın bozulmasına neden olmuştur. Ayrıca dirliklerin, askerî hizmetle değil, para ile satın alınabilen birer geçim kapısı hâline gelmesi de tımarın bozulmasını hızlandırmıştır.
Bu durum Osmanlı Devleti’nde askerî ve mali gerilemeye yol açmıştır. XVII. yüzyılın sonuna doğru devletin bir toprak aristokrasinin elinde parçalanmasına sebep olmuştur.

XVII. yüzyılda uzun süren savaşlarla birlikte Osmanlı ordusunda
yeni değişimler görüldü. Bu yüzyılda tımar sisteminin bozulmaya
başlamasıyla asker sayısında azalmalar yaşandı.
Osmanlı ordusunda tüfek kullanan piyade ihtiyacının artışıyla yeniçeri sayısı arttırıldı. Bunun yanında sekban, sarıca ve levent gibi ücretli asker alımları arttırıldı.
Kapı kulları eskiden beri maaş olarak ulûfe alıyorlardı. Tımarlı sipahilerin yerini alan sekban ve sarıcalar, kapı kulları gibi ulûfe ile hizmet ediyorlardı.
Kapı kullarının maaşları devlet hazinesinden ödenirken bu yeni askerî teşkilatın maaşları ise vilayet beyleri tarafından ödenmeye başlandı.

Sekban ve Sarıca askerleri

----

XVII. yüzyılın ilk yarısında Celâli İsyanları nedeniyle Anadolu’da açığa çıkan güvenlik sorunlarının aşılması ve isyanların bastırılması için sekban, sarıca adıyla anılan levent birlikleri oluşturuldu.
Tımarlı sipahi sisteminin bozulması ile devlet yeni askerî organizasyonlar kurmaya başladı. Bu askerî değişimi zorunlu kılan nedenlerden bir diğeri de Avrupa orduları karşısında yaşanan yenilgilerdir.
Sekban ve sarıca askerleri Anadolu halkından alınmakta olup daha önceleri levent adını taşıyan kişilerden oluşuyordu.
Bölüklerin başında bölükbaşı ve onların üstünde de başbölükbaşı bulunurdu. Emrinde oldukları beyle münasebetleri bölükbaşı vasıtasıyla olurdu.
XVII. Yüzyıl Celâli İsyanları’nın bastırılıp iç güvenliğin
sağlanmasında sekban ve sarıcalar etkili oldular.

XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Savaş Ekonomisi

İltizam Sistemi

Savaş teknolojisindeki gelişim, ateşli silahlarla donatılmış ve devamlı maaş alan merkezî piyade ordularının önemini arttırmıştır.
Bu gelişmeler Osmanlı maliyesine önemli bir yük getirmiş, devlet gelirlerinin büyük bir kısmının nakit üzerinden hazinede toplanması gerekliliğini doğurmuştur. Bu nedenle tımar sisteminin çözülmesi de kaçınılmaz olmuştur.
Tımar sistemi yerine iltizam sistemi uygulanmaya başlandı.
İltizam sisteminde devlet, açık arttırma usulüyle fiyatını belirlediği iltizam bedelinin bir kısmını peşin olarak talep ederdi. Peşin para yatırarak iltizamı alan mültezimlerin, önemli bir kısmı askerî sınıftan gelenlerden oluşurken bu şahısların yerini zamanla zengin tüccarlar ve tefeciler almaya başladı.
Ekonomide dengenin sağlanması için başka yöntemlere de başvuruldu. Müsadere (el koyma), yeni vergilerin alınması ve mevcut vergi oranlarının artırılması, para tağşişi (paranın içerisine başka ucuz madenler katma) gibi uygulamalara gidildi.

XVII ve XVIII. YüzyıllardaOsmanlı Savaş Ekonomisi

----

XVIII. yüzyılın başında nakit para sıkıntısı iyice arttı ve bütçe için yeni kaynaklar arama çalışmaları başladı. Bu amaçla devlet giderleri arasında en büyük kalemi oluşturan merkezî ordu ve bürokrasiye mensup bir kısım bürokrat, maaşlarını devlete bıraktı.
Karşılığında bu bürokratlara kendilerine tahsis edilen toprakların yıllık vergileri maaş olarak verildi. Bununla beraber toprakların himayesi de mültezimlere verildi. Bu sayede devlet, herhangi bir gelir kaybına uğramadan bir kısım maaş ödemelerinden kurtuldu.
Osmanlı Devleti iltizam sisteminin haricinde XVII. yüzyıl sonunda malikâne sistemini uygulamaya başladı.
Bu sistem Osmanlı Devleti maliyesini tüm XVIII. yüzyıl boyunca etkileyen en önemli gelişmeydi.

Malikâne Sistemi

1695 yılında “malikâne usulü” olarak adlandırılan bu sistemin amacı sürekli değişen mültezimlerin fazla kâr sağlama amacıyla tahrip ettikleri vergi kaynaklarını yeniden canlandırarak sürekli hâle getirmek ve değişmez bir mültezime bırakmaktır.
Mukataa toprakları hızla malikâne mukataasına çevrildi.
Sistem sayesinde başlarda Osmanlı hazinesine önemli miktarda nakit para akışı sağlandı.
Diğer yandan uzun dönemde ise bu sistem beraberinde yeni sorunları getirdi.
Malikâne sahiplerinin önemli bir kısmı İstanbul’da kalmaya ve mukataaları yasa dışı yollarla iltizama vermeye başladı. Malikâneciler ayrıca vergi kaynaklarına devletin istediği özeni göstermeme eğilimine girdiler.
Malikâne sistemi 1840’ta resmen kaldırıldı.

Yeni Çağ’da Avrupa ve Osmanlı

Yeni Çağ’da Avrupa’da Feodalite rejiminin yıkılmasıyla
monarşiler kuruldu. Fransa, feodalitenin yıkıldığı ülkelerden biri oldu.
Fransa’nın ardından İngiltere, İspanya ve Portekiz gibi diğer
Avrupa ülkelerinde merkeziyetçi devletler güç kazandı. Osmanlı Devleti’nde ise
toprak yönetiminin bozulması,
savaşların uzaması,
tımar sisteminin bozulması ve
Osmanlı parasının değer kaybetmesi gibi sebeplerden merkezî otoritede zayıflama yaşandı.
Bu zayıflamayla birlikte mahallî aktörlerin (ayan ve eşraf) ön plana çıkması söz konusu oldu.

----

OSMANLI DEVLETİ’NDE ÇÖZÜLMEYE KARŞI ÖNLEMLER- TARİH 11 2. ÜNİTE DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI 3. KONU

XVII. Yüzyıldan XVIII. Yüzyıla İç İsyanlar

Celâli İsyanları

Celâli İsyanları, Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde başlamıştır.
Bu isyanların, Celâli İsyanları olarak adlandırılması Tokat ve çevresinde isyan eden Bozoklu Celâl’den gelmektedir.
XVII. yüzyıla kadar devam eden Celâli İsyanları kısa zamanda geniş bir taraftar kitlesine ulaştı. Bu dönemde çıkan isyanların geneline Celâli İsyanları adı verilir.
Celâli İsyanları içinde devleti en çok uğraştıran isyanlar Karayazıcı, Deli Hasan, Tavil Ahmet, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Kör Mahmut, Katırcıoğlu ve Gürcü Nebi isyanlarıdır.

Celâli İsyanlarının Nedenleri

XVII. yüzyılda uzun süren Osmanlı-Avusturya ve Osmanlı- İran savaşları gelirleri azalttığı için Osmanlı Devleti’nin ekonomisi zayıflamıştır.
Tımar sisteminin bozulması,
vergilerin yükseltilmesi,
iltizam sistemiyle istenilen sonuca ulaşılamaması,
eski askerlerin eşkıyalık faaliyetlerine yönelmesi gibi nedenler bu isyanların başlıca etkenleridir.

Celâli İsyanlarının Sonuçları

İsyanların bastırılmasında şiddet ve baskı uygulandığı
için sağlanan huzur uzun ömürlü olmamıştır.
Anadolu’da birçok insan hayatını kaybetmiş, köyler boşalmıştır.
Halkın can ve mal güvenliği isyanlar boyunca tehlike altına girmiştir.
İsyanlardan dolayı tarımsal ve hayvansal üretim düşmüş, işsizlik artmıştır.
Köylerden şehirlere yapılan göçler sebebiyle kırsal nüfus azalmıştır. Göç, şehir hayatında yeni sorunları doğurmuştur.
Ekonomik açıdan ise vergilerin düzenli toplanamayışı Osmanlı ekonomisini zayıflatmıştır.

Yeniçeri İsyanları (İstanbul İsyanları)

XVII. yüzyılda İstanbul’da çıkan isyanlar genel olarak
yeniçeriler tarafından çıkarılan isyanlardı.
Yeniçeri Ocağının bozulmaya başlaması, III. Murat Dönemi’nde başladı.
Yeniçeriler arasında evli olanların sayısının artmasından dolayı yeniçeriler kışlalarda kalmamaya başladılar.
Askerlik dışında ticaret ve esnaflık gibi işlere yönelmeleri de bu dönemde ortaya çıktı.
Yeniçeriler, XVII. yüzyıl boyunca saraydaki çeşitli gruplar arasındaki iktidar mücadelesine alet oldular.
XVII. Yüzyıldan itibaren Yeniçeri Ocağını devletin temel dayanağı olmaktan çıkarmıştı. “Ocak devlet içindir.” anlayışının yerini “Devlet ocak içindir.” anlayışı almıştı.

----

XVII. yüzyıldan itibaren devşirme sistemin terk edilmesi Yeniçeri
Ocağının saraya karşı ulemanın yanında yer almasına ve yenilikleri
reddeden bir yapı hâline dönüşmesine neden olmuştur.
Bundan dolayı ıslahat yapmak isteyen padişah ve devlet adamları bu uğurda canlarını kaybetmişlerdi.
Bunlardan Genç Osman, yeniçerilerin Lehistan seferindeki gayretsizliği üzerine Yeniçeri Ocağını kaldırarak düzenli bir ordu kurmak ve devlete çeki düzen vermek niyetindeydi.
Bu fikirlerinin duyulması üzerine yeniçeriler isyan etti.
Bu isyan Genç Osman’ın ölümüyle sonuçlandı.

Suhte İsyanları

Medreseli İsyanları olarak da anılan Suhte İsyanları, XVI. yüzyılda Anadolu ve Rumeli’de halk arasında sosyal gerginliğin bulunduğu bir dönemde cereyan etmiştir.
Medreselerdeli talebeler isyana katılan diğer kişiler (başıbozuk leventler ve çiftbozanlar) tarafından kışkırtılıp tahrik edilmiştir.
Suhte İsyanları Kanuni Sultan Süleyman’ın son dönemlerinde eşkıyalık hareketlerine dönüşmüştür.
Suhteler, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde Celâlilerle birlikte hareket etmişlerdir.
XVI. yüzyılda Sadrazam Kuyucu Murat Paşa’nın müdahalesi sayesinde Suhte İsyanları etkisini yitirmiştir.

Memleketin siyasi, iktisadi ve içtimai durumunun bozulması, medreselilerin eğitim dışı faaliyetlerde bulunmasına neden olmuştur.
Bu durum medrese eğitimini ve öğretimini aksatmış ve geriletmişti.
Bundan dolayı hem iyi hoca yetişmemiş hem de iyi âlim olmanın arzusunu taşıyan talebe sayısı azalmıştır.
Talebeler çalışmadan, bilmeden, kolayından icazet almış; hak etmeden mevki ve vazife alma peşinde koşmuşlardır.

Osmanlı Devleti’nde Ekber ve Erşed Sistemi

Osmanlı Devleti’nde şehzadeler, yönetimde tecrübe kazanması amacıyla yetiştirilmek için sancaklara gönderilirdi.
Şehzadelerin sancaklarda siyasi güç kazanmalarını engellemek ve merkezî otoriteyi güçlendirmek için I. Ahmet Dönemi’nde (1603-1617) bu sisteme son verilerek Ekber ve Erşed Sistemi’ne geçildi.
Ekber ve Erşed Sistemiyle şehzadelerin sancağa çıkma usulü sona ermiştir. Böylece şehzadelerin tamamen saray içinde yetiştiği kafes usulüne geçilmiştir.
Veraset sisteminde yapılan bu değişiklikle hanedanın en büyük (ekber) ve en olgun (erşed) üyesi padişah olacaktı.
Bu uygulamayla şehzadeler arasında taht kavgaları önlenmişti ancak şehzadeler ülke yönetiminde bilgi ve tecrübe kazanmamışlardı. Bilgi ve tecrübeden yoksun kalan şehzadeler, padişah olunca devlet adamları ve saray kadınlarının etkisi altında kalmışlardı.

Osmanlı Devleti’nde Layihalar

Layiha, Özellikle XVII. yüzyıldan itibaren devlet düzenindeki olumsuzlukların giderilmesi için tavsiye niteliğindeki görüş metinleridir.
XVII. Yüzyılda Koçi Bey, Kâtip Çelebi, Ayni Ali Efendi ve diğer devlet adamlarına raporlar (risale-layiha) hazırlatıldı.
Layihalar, Osmanlı yönetimindeki aksaklıkların nedenini askerî, sosyal ve ekonomik alanlarda sarsılmalara bağlanmaktaydı.
Layihalarda Osmanlı kadim düzenine dönme düşüncesi ön plandadır
Raporların içerikleri dikkate alınarak bu gidişata son vermek ve Osmanlı Devleti’ni tekrar eski gücüne ulaştırmak amacıyla II. Osman ve IV. Murat gibi hükümdarlar ile Tarhuncu Ahmet ve Köprülüler gibi sadrazamlar döneminde ıslahat yaptı.

Lale Devri’ndeki Yeniliklerin Sosyal Hayata Etkileri

Pasarofça’dan sonra artık Avrupa’ya karşı dış politikada gaza yerine savunma ilkesine bağlı politikalar izlemeye başlandı.
Lale Devri, 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730’da Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir.
Osmanlı padişahı III. Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlık dönemini kapsayan zevk, eğlence, barış, yenileşme ve sivil reformların görüldüğü bu döneme XVIII. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında Lale Devri adı ile bir dönem tanımlaması mevcut değildir.
İstanbul’da Haliç ve Boğaziçi başta olmak üzere lale yetiştirildiğinden dolayı ilk defa Yahya Kemal Beyatlı bu devir için “Lale Devri” tabirini kullanmıştır.

----

Damat İbrahim Paşa, Avrupa’yı tanımanın Osmanlı
dış politikası ve ticareti için önemli olduğuna inanan
ve fiilen adımları atan ilk sadrazamdı.
Damat İbrahim Paşa Dönemi’nde Paris, Viyana, Varşova, Lehistan ve Rusya’ya giden elçiler diplomatik ve ticari görüşmelerde bulundular.
Elçiler, Avrupa kültürü, sanatı, sanayisi, tarımı, birlikte askerî-teknolojik gücü ve diplomasisi hakkında bilgi edindiler. Edindikleri bu bilgileri birer rapor hâlinde İstanbul’a sundular.
Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Paris elçiliğinin ardından sunduğu raporla Osmanlı’da Batılılaşma hareketleri fiilen başladı.
Bu devir Osmanlı düşünce uyanışının başlangıcıydı.
Osmanlı devlet erkânı ve zenginleri yeni konaklar, köşkler ve saraylar inşa ettirdiler.

Bu dönemde Çelebi Mehmet Efendi’nin oğlu Mehmet Said Efendi ve İbrahim Müteferrika’nın gayretleriyle 1727’de İstanbul’da matbaa kuruldu.
İbrahim Müteferrika kaynaklarda matbaayı kuran ilk kişi olarak geçer
Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, yangınlara karşı 1720’de Tulumbacı Ocağı’nı kurmak üzere Fransız asıllı Müslüman bir mühendis olan Gerçek Davud’u (David) görevlendirdi.
Yalova’da kâğıt imali başladı, İstanbul’da 1725’te bir çini fabrikası kuruldu. İstanbul’da mevcut çuha fabrikasının yanında “Hatayi” ismi verilen kumaşı dokumak üzere bir başka fabrika daha inşa edildi.
İstanbul’da başta mimari olmak üzere hemen her alanda Fransız tesiri, süsleme sanatında ise barok ve rokoko tarzları etkili oldu.

Doğu ve Batı dillerinden tercümeler yapıldı.
Deniz yoluyla taşradan gelen yolcuları sağlık bakımından kontrol etmek, yani karantina usulünü uygulamak Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Sefaretnamesi’nden sonra önem kazandı.
İstanbul’da çiçek hastalığını tedavi edebilecek bilgili doktorlar bulunuyordu.
Zenginlerin Batı yaşam tarzı olan eşyaları ithal etmeleri moda olmuştu.
Geleneksel alçak divanların yerini koltuk ve iskemle almıştı.
Pantolon giymek moda hâline gelmişti.
Batılı ressamlar zengin Osmanlıların portrelerini yapmışlardı.
Bütün bunlar Tanzimat Dönemi’ndeki Osmanlı düşünce uyanışının başlangıcıydı.

Matbaanın Geliştirilmesi ve Osmanlıya Gelişi

Kağıdı icat eden Çinliler, matbaayı da ilk olarak kullanmışlardır.
Çin basım tekniğinin yetersizliği ve geniş yazılara uygun olmaması nedeniyle arayışlar başlamıştı.
Alman Johann Gutenberg (Yohen Gutınberg) hareketli harflerle baskı tekniğini 1440’lı yılların sonuna doğru buldu ve 1452- 1455 yılları arasında hareketli harflerle iki ciltlik İncil basıldı
Avrupa’da kâğıt ve matbaa kullanılınca düşünce ve bilgi hızla yayıldı. Rönesans’ın doğuşu ve yayılışı matbaanın icadıyla yakından ilgiliydi.

Matbaanın icadının en önemli sonuçlarından biri de İncil’in değişik dillere çevrilip çok sayıda basılmasıydı.
İlk kez bir rahibin liderliğine gerek kalmadan İncil’i okuyanlar artık kiliseyi eleştirebilecek düzeydeydiler.
İncil’de anlatılanlarla kilisenin anlattığı dinin aynı olmadığı sonucuna varanlar, matbaayı kullanarak eleştirileriyle reformun hazırlanması ve Protestanlığın oluşumunda öncü olmuştur.
Matbaanın kullanılmasıyla kütüphanelerin sayıları artmış, kitap kiliselerin tekelinde olmaktan çıkmıştır.
Çeşitli konularda çok sayıda kitap basılması, Avrupa’da insanların o güne değin kendilerine sunulmuş veya dayatılmış olguları sorgulamalarına yol açmıştı.

Osmanlıda Matbaa

İstanbul’da ilk Rum matbaası Rum rahibi Nicodemus Metaxas (Nikodmus Metakıs) tarafından 1627’de açılmıştı.
Beyoğlu’nda faaliyete geçen bu matbaanın bastığı ilk eser “Museviler Aleyhine Bir Risale” adlı eserdi.
İbrahim Müteferrika matbaanın önemini anlatmak için kitap basımının faydalarını içeren “Vesîletü’t Tıbâa’yı” hazırlayarak sadrazama sunmuştur.
İbrahim Müteferrika ile Mehmet Said Efendi’ye, III. Ahmet’in fermanı ve şeyhülislamın fetvası ile ilk Türk matbaasını kurma izni verildi.
İlk kitap 1729 yılının başlarında basıldı. Basılan eser, kaynaklarda “Vankulu Lugatı” adıyla geçen “Sıhahul Cevheri” tercümesiydi.
Matbaanın ilk kitapları bin beş yüz adet kadar basılırken sonrakilerde bu sayı beş yüze inmişti. Bunda basılan kitapların satılamaması rolü vardı.

Osmanlı İlim ve İrfan Geleneğinde Yenilik Arayışları

Kâtip Çelebi

----

Kâtip Çelebi 1609- 1657 yılları arası yaşamış, XVIII. yüzyıl Türk bilim dünyasının pozitif ve hür düşünceyi savunan ismidir. İlimde taassubun (bağnazlık) sakıncalarından bahsederek kaynaktan tahliller yaparak yararlı olanın kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Kâtip Çelebi Osmanlı’daki durağanlığın ve Avrupa’daki bilimsel canlılığın farkına varmıştır.
“Düstûrü’lAmel” adlı risalesinde devlet düzenine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştur.
Avrupalıların, özellikle Yunanlıların coğrafya konusundaki bilgileriyle İslam yazarlarının bilgilerini kıyaslayıp “Cihannüma’’ adlı eserini hazırlamıştır.
Cihannüma’da Osmanlı’da başlayan bazı siyasi, sosyal ve ekonomik bozukluklara değinen Kâtip Çelebi, bu konuda birtakım çözüm önerileri de sunmaktadır.

Evliya Çelebi

Evliya Çelebi 1611- 1685 yılları arasında yaşamış Türk tarihinin en önemli seyyahlarından biridir.
Evliya Çelebi, iyi bir eğitim almanın yanı sıra zamanının geçerli yabancı dilleri olan Arapça, Farsça, Rumca ve bir miktar da Latince öğrenmiştir.
Seyahatname isimli eserinde “Rum, Arap, Acem, İsveç, Leh ve Çek’te 7 iklim, 18 padişahlık yerini 51 yıl boyunca gezip dolaştığını” anlatmıştır.
Evliya Çelebi, Seyahatname’yi 1630- 1681 tarihleri arasında yazdı.
Seyahatname, Osmanlı Devleti’nin adeta fiziki yapısının yazıya dökülmüş bir maketini ortaya koymak için kaleme alınmış bir eserdir. Eserde müellifin (yazar) gayrimüslimlerin yaşayışına ve kültürüne ait pek çok örnek yer alır. Eserinde gerçek ve kurmaca anlatımı ustaca kullanmıştır.

Naima Efendi

Naima Osmanlı Devleti’nin ilk resmî tarihçisi, vakanüvisidir. 1655-1716 yılları arasında yaşadı Asıl ismi Mustafa’dır. Naima ise mahlasıdır.
Naima Tarihi isimli eseri, içerik itibariyle olayları kronolojik bir sıra içerisinde nakleden geleneğe sıkı sıkıya bağlıdır.
Tarihçi sıfatıyla ele aldığı metni dikkatli şekilde yer yer karşılaştırmalar yaparak ve sözlü kaynaklara başvurarak şekillendirmiştir.
Kullanılan eserlerin isimlerini zikretmiştir. Eserde neden sonuç ilişkisi vurgulanmış, gelecekte olabilecek olayların kurgusu da yapılmıştır.
Naima’ya göre devletlerin ve toplumların kuruluş, yaşayış, olgunluk ve yıkılış sebeplerini bilmeyen kişiler kendi devleti için de herhangi bir tedbir alamaz.
Ona göre devlet için en zararlı şey, uzun savaşlar ve devlet adamlarının aralarındaki görüş ayrılığıdır.

Yanyalı Esad Efendi

XVIII. Yüzyılda yaşamış olan Mehmet Esad Yunanistan’ın Yanya şehrinde doğduğu için eserlerinde “Yanyavi’’ mahlasını kullanmıştır.
Mantık, felsefe, kelam, matematik, astronomi ve Öklid geometrisi alanlarında dersler aldı. Müderrislik ve kadılık görevlerinde bulundu.
Lale Devri’nin en önemli ilim ve fikir adamlarından biridir.
III. Ahmet’in Topkapı Sarayı’nda kurduğu kütüphanede vazifelendirildi.
Aristo’nun bazı eserlerini Arapçaya çevirip yorumlaması ile tanındı.
Devrinin âlimleri kendisine “Muallim-i Salis (Üçüncü Öğretmen) unvanını verdi.
Grekçe’den tercüme yapan heyetin başkanlığına getirildi.
“Talimü’s Salis”adını verdiği eserinde Aristo’nun ‘’ Fizika ‘’ esrinin çevirisi ve yorumu yer almaktadır.

SPONSOR--REKLAM

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir