Tıklayın YKS Netlerinizi artıralım... Hafıza Teknikleriyle YKS'ye Hazırlanmak İster Misiniz?

11. Sınıf Tarih Dersi 5. Ünite Ders Notları- Sermaye ve Emek

---

11. Sınıf Tarih Dersi 5. Ünite Ders Notları- Sermaye ve Emek
Klasik üretim tarzı ile endüstriyel üretim tarzı arasındaki farklar
Balta Limanı Ticaret Sözleşmesi’nin Osmanlı ekonomisine etkileri
Dış borçlanma ve Düyûn-ı Umûmiye İdaresinin kuruluşu
İttihat ve Terakki’nin Millî İktisat Politikası kapsamında yaptığı faaliyetler
5.1. KLASIK ÜRETIM VE ENDÜSTRIYEL ÜRETIM
5.2. OSMANLI DEVLETI’NDE ENDÜSTRIYEL ÜRETIME GEÇIŞ.
5.3. OSMANLI DEVLETI’NIN SON DÖNEMLERINDE EKONOMIK HAYAT

---

5.1.1 Sanayi İnkılabı Öncesinde ve Sonrasında
Üretim Tarzı
➢ Üretim güçleri ile üretim ilişkilerinin birlikteliği üretim tarzını belirler. Maddi malların üretilmesi için gerekli olan iş aletleri (teknoloji) ile bu alet ve makinaları kullanan insan unsuru ise üretim güçlerini oluşturur. İnsanın maddi malları üretirken bir araya gelme ve bir ilişki içine girme zorunluluğu ise üretim ilişkilerine yol açar.
➢ Her üretim tarzı bir toplumsal düzene karşılık gelir ve her toplumsal düzenin kendisini temellendirdiği bir üretim tarzı vardır. Toplumsal yapılar bu üretim tarzına göre temellenir.
➢ Üretici güçlerde başlayan değişim, üretim ilişkilerinin de değişimini zorlar. El emeğine dayalı sınai üretim tarzı, çalışma ortamı ve disiplini, üretim araçları ve organizasyonu, üretimin miktarı ve hızı bakımından endüstriyel üretim tarzıyla farklılık taşır.
➢ Sanayi İnkılabı öncesinde üretim tarzı feodalizmdir. Feodalizmde üretici gücü toprak ve insan oluşturur. Toprağın mülkiyetine sahip olanlarla (senyörler), toprağın çalışanı (serfler) arasındaki ilişki feodal üretim tarzını ortaya çıkarır.
➢ Feodal üretim tarzından en önemli mülkiyet toprak, en önemli etkinlik ise tarımdır. Bu düzende toprağın mülkiyetine sahip olanlar soylu sınıfını, toprağı belli bir emek karşılığında işleyenler ise köylü (serf) leri oluşturur.
➢ Feodal üretim ilişkisinde ekonomi otarşiktir. Yani dışa kapalıdır. Bu nedenle şehir ile kırsal kesim arasındaki ilişkiler zayıftır. Değişme yavaştır. Din ise belirleyicidir. Bu ise Katolik Kilisesini toplum hayatında öne çıkarır.
➢ Sınıflı bir toplum yapısına dayanan feodalizm üretim tarzı uluslararası ticaretin artmasıyla merkantilist bir ekonomik modele evrilir. Bu ise ticaretle uğraşan burjuva sınıfını öne çıkarır. Kentlerde ekonomik hayata yönlendiren burjuvazi zamanla toplum hayatını belirleyen bir güç haline gelir.
➢ Bilim ve teknik alandaki ilerlemenin teknolojiye uygulanmasıyla sınai alanında köklü değişimler yaşanır. Ticaret burjuvazisi sanayi burjuvazisine dönüşür.
➢ Sanayi İnkılabı’yla artık üretici güçlerini fabrika ve sahibi ile işçi ilişkisi belirlemeye başlar. Sermaye sınıfını temsil eden burjuvazi daha fazla kâr elde etmeye yönelir.
➢ Teknolojiye ve üretim araçlarının mülkiyetine sahip burjuvazi ile sınai üretimin fabrikalardaki vazgeçilmez unsuru işçi sınıfı arasındaki çelişki yaşanır.
➢ Sermaye daha fazla kazanmak isterken, emek kesimi üretimden daha fazla pay almak için mücadeleye girişir. Bu ise toplumsal sermaye düzeni olan kapitalizme yönelik tepkileri artırır. Emek – Sermaye çelişkisi çalışma hayatını değiştirir. Ekonomik kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen sermaye sınıfı liberalizmi öne çıkarır.
➢ Serbest piyasa düzeninin belirlediği sermaye düzeni (kapitalizm) daha çok kâr etme ülküsüyle uluslararası ekonomik ilişkileri yönlendirir. Sanayileri için gerekli hammaddeyi ucuza, işlediği ürünleri ise pahalıya satmaya dayalı bu yapı emperyalizme yol açar. Emek kesimi ise demokrasiye ve sosyalizm ülküsüne sarılır.

5.1.2 Sömürgecilik ve Küresel Kapitalizm
➢ Sömürgecilik coğrafi keşiflerle başladı. XVIII. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi Devrimine kadar ticarete ve kıymetli madenlere dayanan ekonomik anlayış olan Merkantilizm ile evrildi. Ticari kapitalizm demek olan merkantilizm ekonomi anlayışı, Sanayi Devrimi’nden sonra yerini sanayi kapitalizmine bıraktı.
➢ XIX. yüzyılda zenginlik kaynağını iş gücünün miktarı, üretkenlik ve pazarın genişliği belirledi.
➢ XX. yüzyılda küresel sermayenin belirlediği bir ekonomik anlayışa geçildi.
➢ Küreselleşme; ekonomik, siyasal, sosyal ilişkilerin ülkeler arasında yaygınlaşmasıdır. Ulusal ekonomilerin dünya ekonomisiyle bütünleşmesidir. Üretim, tüketim ve finans piyasalarını kapsayan bir olgudur.
➢ Küresel sermaye ise dünyada serbest dolaşımı sağlayarak bütün ekonomik engelleri ortadan kaldırmak, tek tek ulus devletlerdeki pazarları bütünleştirmek yoluyla küresel bir piyasa oluşturma süreci demektir.
➢ Küresel sermaye düzeni demek olan küresel kapitalizm, modern üretim tekniklerine dayanan ve büyük sermayeyi gerektiren geniş pazarlar bulma oluşturma çabalarının sonucudur. Bu çabalar XX. yüzyılda iki dünya savaşının çıkmasında belirleyici olmuştur. Küresel kapitalizm sanayileşmemiş ya da geç kalmış ülke ekonomilerini kendine bağımlı kılar.
➢ Günümüzde ilk sömürgeler olan Latin Amerika ülkelerinin ya da II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlıklarını kazanan

5.1.3 Osmanlı Devleti’nde Endüstriyel Üretime
Geçiş Çabaları
➢ Osmanlı Devleti’nde sanayi yapısı küçük el zanatları ve gedik usulune dayalıydı. İş hayatını düzenleyen loncalarla geleneksel sınai üretimi yapılmaktaydı. İş yeri açma demek olan gedik usulü imalathanelerin açılmasını belli koşullara bağlamaktaydı.
✔ Bunun sonucu rekabetçi bir sanayi anlayışı yerleşmemişti. Loncaların ve gedik usulünün sıkı kontrolu, girişimcilik ruhu engellemiştir. Buna rağmen Osmanlı’da XVIII. yüzyılda deri dokumalarında önemli sayılabilecek tesisler bulunmaktaydı.
➢ Osmanlı’da en fazla gelişen sanayi kolu dokumacılıktı. Bu sanayi kolu iç tüketimin tümünü karşılamakla kalmayıp ve ihracat yapabilme potansiyeline sahipti. Osmanlı’da küçük el sanatlarına dayalı sanayinin yanısıra büyük çaplı sanayi tesisleri genelde savaş endüstrisine yönelikti. Gelibolu, İstanbul, İzmir, Selanik’te baruthaneler bulunmaktaydı.
➢ XIX. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da gerçekleşen Sanayi Devrimi‘nin olumsuz etkileri hissedildi. Teknolojik olarak kendini yenilemeyen bu sanayi kolları dış rekabete dayanamadı.
✔ Buna rağmen XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde, mevcut tesisleri yenileştirmek, yeni fabrikalar kurmak yönünde bir politika benimsendi. Daha çok askeri ihtiyaçları karşılamayan yönelik tesisler top, tüfek, maden ocakları ve barut üretiminde Avrupa usul ve donanımından yararlanıldı.
➢ 1805’te Beykoz kağıt ve çuha fabrikalarını, II. Mahmut zamanında iplik fabrikası, tabakhane, kundura fabrikası, kumaş fabrikaları izledi. 1835 yılında kereste ve bakır – levha fabrikası ile top döküm fabrikası kuruldu.
✔ Bu fabrika ile Dolmabahçe Tüfek Fabrikası Osmanlı Devleti’nde modern üretim tekniğiyle çalışan ve buhar gücünün ülkemizdeki ilk kez kullanıldığı tesisler oldu. Küçük ölçekli sanayiden seri üretime geçiş ise Tanzimat Döneminde gerçekleşti.
➢ 1840 – 1860 yılları arasında devletin öncülüğünde sanayileşme çabaları arttı. 1838 Balta Limanı Ticaret Sözleşmesi’yle ihracatın aleyhine olan gümrük vergi oranları kademeli bir şekilde ihracatın lehine olacak şekilde değiştirildi.
➢ 1868 yılında sanayinin ihtiyaç duyduğu kalifiye eleman için Sanayi Mektebi açıldı. Islah-ı Sanayi Komisyonu kurularak yerli sanayiyi güçlendirilmeye çalışıldı.
✔ Özellikle Zeytinburnu’nda açılan büyük fabrika, Avrupa eşdeğerinde silah üretimi ve tekstil ürünleri üretiminde önemli bir yer edindi. Bakırköy’de Hereke Fabrikası, ipek, tekstil alanında varlığını uzun süre sürdüren bir üretim merkezi oldu. Özel girişim öncülüğünde bu alanda fabrikalar açıldı.
Uyarı: Ortadoğu petrolü kadar Mısır ve Hindistan’ı tehdit eden Almanya, İngiltere’nin en büyük rakibi olacaktır. I. Dünya Savaşının iki farklı blokun liderliğini bu iki ülke üstlenecektir.
➢ Osmanlı – Alman yakınlaşması ile Alman sermayesi Osmanlı ülkesine akmaya başladı. Almanya sağladığı mali imkanlar karşıından demiryolu imtiyazlarını genişletti.
➢ 1889’da Anadolu Osmanlı Şömendifer Kumpanyası kurularak 1892’de Haydarpaşa – İzmit hattı Ankara’ya bağlandı. Şömendifer Kumpanyası daha sonra Konya – Basra Körfezi demiryolu imtiyazını elde etti.
✔ Bu demiryolu hattı ile Toroslar aşılıp, Adana’ya inmek ve oradan da doğuya dönerek Fırat’ı aşıp Musul üzerinden Bağdat’a ve nihayet Basra’ya ulaşmak hedeflendi.
➢ Bu gelişmeler Osmanlı Devleti ile artan ilişkisi dış ticarette etkisini gösterdi. İngiltere ve Fransa ile olan ticaret hacmi azalırken Almanya ve Avusturya ile olan ticaret hacmi arttı.

---

5.1.4 Osmanlı Devletinin Ekonomik Hayatı Düzenleme Çabaları
➢ Kapitalist dünya ekonomisinin etkilerinin yanısıra plansız ve kontrolsüz kamu harcamaları ve artan savaş maliyetleri dolayısıyla Osmanlı Devleti 1856 yılından sonraki süreçte mali alanda ciddi sıkıntılar yaşamıştır.
1838 Balta Limanı Ticaret Sözleşmesi’yle İngilizlere tanınan gümrük muafiyetleri (kapitülasyonlar)
Kırım Savaşı’nda alınan ilk dış borcun ardından artan borçlanma sonucu devletin mali alanda iflas etmesi ve nihayet
➢ 1881 yılında Duyun-u Umumiye İdaresi’nin kurulmasıyla Osmanlı Sanayisi çökmüştür.
Duyun-u Umumiye İdaresi’nin Kurulması
Osmanlı Devleti ilk kez Kırım Savaşı sırasında dış borçlanmaya gitmiş, ancak alınan borçların faizini ödeyemeyince devlet Abdülaziz zamanında mali iflasını ilan etmişti. (1875). 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı’nın ağır mali yükü karşısında Osmanlı Devleti Muharrem Kararnamesini yayınlayarak borçların ve faizlerini nasıl ödeyeceğiyle ilgili alacaklı devletleri bilgilendirdi. Alacaklı devlet temsilcileriyle 20 Aralık 1881’de anlaştı. Aynı tarihte borçların ödenmesi ile ilgili Duyun-u Umumiye İdaresi kuruldu. Yabancı devletler pul, tuz, orman gibi gelirlere ipotek koydu.
✔ Böylece Avrupalılar Osmanlı maliyesi ve üzerinde denetim kurmuş oldu. Asya ve Afrika ülkelerinin gerçek anlamda sömürge olmaktan çıktıkları iddia edilemez. Çünkü bu ülkelerin siyasi açıdan bağımsız olsalar da ekonomik açıdan bağımsız oldukları söylenemez.

---

➢ XX. yüzyılda İttihat ve Terakki öncülüğünde Teşvik-i Sanayi Kanunu yürürlüğe konmuş, Milli İktisat Politikası belirlenmiştir. Sanayi Tahriri adı altında sanayi kollarının dökümü yapılmış, 1916 yılında koruyucu gümrük politikası uygulanmıştır. Ne var ki bu önlemler I. Dünya Savaşı yıllarına rastladığından istenilen sonuç alınamamıştır.
➢ XX. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı’da ne yazık ki sadece Hereke Fabrikası, Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Feshane, Paşabahçe Cam Sanayi gibi bir kaç kuruluş kalmıştır. Diğer kuruluşların çoğu kapanmıştır.
Sanayi kuruluşlarının çoğunun kapanmasında;
➢ Avrupalı endüstrileşmiş devletlere düşük ithal gümrükleri sağlayan kapitülasyonların,
➢ Yerli endüstrinin gelişimin engelleyen iç gümrük vergilerin,
➢ Piyasa gerçeklerine uygun hareket kabiliyetinin zayıf olmasının,
➢ İmparatorluk topraklarında pazarları birbirine bağlayacak ulaşım ağının yetersiz olmasının,
➢ Sermayeyi yönlendirecek bankacılık sisteminin yetersiz olmasının etkisi vardır.

Osmanlı’da Nüfuz Mücadelesi ve Demiryolu Savaşları
Osmanlı topraklarında Avrupalı devletler nüfuz bölgeleri elde etmek amacıyla demiryolu yapımına ağırlık verdiler. Avusturya Balkanlarda, Rusya Doğuda, Fransa Suriye ve civarında demiryolu yapımına ağırlık vererek önce ekonomik daha sonra siyasi bakımdan bu bölgeleri ele geçirmek amacındaydı. Almanya ise Berlin – Bağdat Demiryolu ile Anadolu ve Irak’ı bir Alman kolonisi (sömürgesine) haline getirmek istiyordu.

5.1.5 Osmanlı Devleti’nde “Milli İktisat” Politikasına Doğru
Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyetin ilan edilmesinden sonra genel anlamda “milli iktisat” olarak bilinen bir ekonomik politika uygulamaya kondu. II. Meşrutiyetin ilanına öncülük eden İttihat ve Terakki partisi yanlıları tarafından uygulamaya konan bu politikanın özünde yerli ve milli bir ekonomi kurma hedefi yer alıyordu. Bu politikanın ağırlık kazanmasında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yaşanan kargaşa ortamında Bulgaristan, Bosna – Hersek ve Girit’in kaybedilmesiyle, 1912 – 1913 yıllarında gerçekleşen Balkan Savaşları sırsında Balkanlar ve Ege adalarının kaybedilmesi etkili oldu. Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısının çözülmeye başlaması, kültür, sanat, siyaset ve ekonomi alanında “milli” arayışları hızlandırdı. Çünkü imparatorluk dağılırken geriye kalan Türk ve Müslüman unsurların çıkarlarının korunması politikası önem kazandı. 1913 yılı sanayi sayımına göre tekstil, deri işleme ve ürünleri, ağaç işleme ve ürünleri, kimya, gıda-tütün, kâğıt ve matbaacılık sektöründeki 239 kuruluşun 22’si devlete, geri kalanların büyük bir bölümü yabancılara ve onların himayesindeki gayrimüslimlere aitti. Bu rakamlar “milli iktisat” politikasının benimsenmesini bir ölçüde anlaşılır kılmaktadır.
II. Meşrutiyet Döneminde siyasi ve ekonomik alanda liberal politikalar benimsendi. Bu politikadan yararlanan Avrupalı tüccarlarla onlarla iş birliği yapan gayrimüslim tüccarlar sanayi ve ticaret alanında etkinliklerini daha da artırdılar. Bu sırada gayrimüslim Osmanlı vatandaşları da yeni taleplerde bulunmaya başladılar. Bu gelişmeler İttihat ve Terakki yanlıları arasında milliyetçiliğin güç kazanmasını sağladı. Bu gelişmelerin üzerine Balkan Savaşları yaşanınca liberal politikaların uygulanma şansı kalmadı. İttihatçılar da Anadolu ve Rumeli’de Türk ve Müslüman unsurları merkeze alan bir politika izlemeye başladılar. Bu politikanın merkezinde ekonomik alanda Türk ve Müslüman tüccarları egemen kılma hedefi yer aldı. Yabancı sermaye yerine yerli ve milli bir sermaye oluşturmaya yönelik yasal düzenlemeler yapılmaya başlandı. Milli iktisat anlayışının savunucularından olan Ziya Gökalp’e göre Türkler sadece askerlik ve memurluk alanında değil ekonomik alanda da etkili olmalıdır. Ona göre; “Müslüman-Türk unsurun yalnızca asker ve memur; gayrimüslimlerin zanaatkâr ve tüccar oldukları bir toplum çağdaş bir devlete dönüşemezdi. Müşterek vicdana sahip olmayan bu iki unsur arasında gerçek bir iş bölümü sağlanamazdı.”
İttihat ve Terakki Hükümetleri, 1913 – 1918 yılları arasında “milli iktisat” politikalarını hayata geçirdiler. Bu doğrultuda birçok kanun çıkardılar. Bu kanunlarla gerçekleştirilen bazı düzenlemeler şu şekildedir;
➢ 1913 yılında sanayileşmeyi özendirmek amacıyla yerli tüccara kolaylık sağlayan geçici Teşvikisanayi Kanunu’nun kabul edilmesi,
➢ 1 Ekim 1914 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması kararı,
➢ Yabancı kökenli gerçek ve ticari nitelikteki tüzel kişilerin Osmanlı kanunları kapsamına alınması,
➢ Yabancı şirketlerin ayrıcalıklarına son verilmesi ve o zamana kadar gelir vergisi ödemekten muaf olan yabancı şirketlerin de vergi mükellefi hâline getirilmesi,
➢ Yabancı uyrukluların Osmanlı uyruklular ile aynı vergi ve diğer ödentilerle yükümlü kılınması,
➢ Yabancıların Osmanlı topraklarında avukatlık, hekimlik, eczacılık, mühendislik ve öğretmenlik yapabilmeleri; okul açma, dergi ve gazete yayımlayabilme haklarının Osmanlı mevzuatına tâbi olma şartının getirilmesi,
➢ Yabancı şirketlerin işlettiği Aydın, Kasaba, Suriye, Mudanya demiryolları ve İstinye Tersanesi’nin ve Zonguldak limanının satın alınarak millileştirilmesi,
➢ Kabotaj ticaretinde tekel oluşturmuş olan Yunan bayraklı gemilerin bu alandaki üstünlüklerine son verilmesidir. İttihat ve Terakki hükümetleri tarafından benimsenen “milli iktisat” politikası, bazı alanlarda Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik politikalarını da etkiledi. Yeni Türk Devleti’nin kapitülasyonlara, Düyunuumumiye İdaresi’ne ve kabotaj hakkına son vermesi sadece birkaç örnektir.

---
2 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir