9.Sınıf Tarih dersi TARİH VE TARİH YAZICILIĞI Ünitesi Ders Notları

2
20966

9.Sınıf Tarih dersi Tarih ve Tarih yazıcılığı Ünitesi Ders Notları
1.1. İNSANLIĞIN HAFIZASI TARİH
İnsanlığın varoluş ve yaşam serüveni göz önüne alındığında bugün ulaşılan gelişmişlik düzeyi bir tecrübe birikiminin ürünüdür. Geçmiş ve gelecek bilincine sahip tek varlık olan
insan, tecrübeleri geçmişten cesaret alarak öğrenir ve bunu gelecek nesillere aktarır. Bunun için de tarih bilimine ihtiyaç duyar. Bilimsel ve teknik gelişmelerin hızlı yaşandığı çağımızda tarih bilimine olan ilgi ve ihtiyaç azalmamakta aksine her geçen gün artmaktadır.

Tarihin konusu, zaman içinde yeryüzündeki insan faaliyetleri, farklı etkilerle meydana gelen değişimler ve insan eylemlerinin sonucunda ortaya çıkan eserlerdir. Ayrıca doğa
olayları, sonuçları itibariyle insanları etkilediğinden tarihin konusu içerisinde yer alır. Örneğin Orta Asya’da yaşanan kuraklık ve kıtlık tarihin konusu değilken bu doğa olayı sonucundaki göçler tarihin konusu olabilir. Kısaca tarihin konusu insandır ve insanın olmadığı yerde tarih de olmaz.

Tarih biliminin yöntemi nedir?
Sosyal bir bilim olan tarih, bilinmeyenlere yönelerek onu kendi yöntemleriyle keşfetmeye çalışır ve bilimsel bilgiyi ortaya çıkarmak için kaynaklardan yararlanır. Çünkü kaynak
olmadan tarihî gerçekleri ortaya çıkarmak ve onları yazmak mümkün değildir.

Tarih araştırmalarında aşağıdaki yöntemler takip edilir:
1 – Tarama (Kaynak Arama)
2 – Tasnif (Sınıflandırma)
3 – Tahlil (Çözümleme)
– Tenkit (Eleştiri)
5 – Terkip (Sentez)

1-Kaynak Arama: (Tarama)
Tarih olay hakkında bize bilgi veren, onu doğru anlayabilmemiz için tanıklık yapan her türlü malzemeye kaynak (belge, vesika) denir. Olayı doğru anlamaya yarayacak her türlü malzemekaynaktır.
 Kaynaklar kapsadıkları bilginin değerine göre ikiye ayrılır:
a) Birinci elden kaynak: Tarihi olayın geçtiği döneme ait her türlü bulgudur. Hatıralar, seyahatnameler, kitabeler, paralar, arkeolojik malzemeler ve sanat eserleri bu tür kaynaklardandır.
b) İkinci elden kaynak: Olayın geçtiği dönem yakın ya da o dönemin kaynaklarından yararlanılarak meydana getirilen eserlerdir. Bunlar genelde geçmişte yazılmış tarih kitaplarıdır.

 Kaynaklar bilgi veren kaynağın ve malzemenin cinsine göre dört bölüme ayrılır:
a) Yazılı kaynaklar: Yazıya geçirilmiş her türlü kitabe, yıllık, kanunname, biyografi, hatıra, arşiv belgesi, para, tuğra gibi belgelerdir. En güvenilir kaynaktır.
b) Sözlü kaynaklar: Yazıya geçirilmeden halk arasında söylenerek günümüze gelen destan, atasözü, masal, hikâye gibi eserler buna örnek verilebilir.
c) Yazısız kaynaklar- kalıntılar:  Arkeolojik kazılardan elde edilen eserler, heykel, mezar taşları, resimler gibi yazısız eserler bu gruba girer.
d) Çizili, sesli ve görüntülü kaynaklar:
-Çizili Kaynaklar: Döneminde yapılmış plan ve haritalar.
-Sesli Kaynaklar: Taş plaklar, ses kasetleri, Disketler, CD’ler, flash bellekler
 -Görüntülü Kaynaklar: Resimler, fotoğraflar, dokümanter filmler, CD’ler, DVD’ler,
NOT: Tarihi olayların belirlenmesinde ve açıklanmasında göz önünde bulundurulması gereken en temel öge; Olayların yazılı ve yazısızbelgelerle kanıtlanmasıdır.

2-Tasnif (Sınıflandırma):Tarihsel verilerin zamana, yere ve konuya göre bölümlere ayrılarak düzenlenmesine Tasnif denir. Tarihçi çalışmasının amacına ve konusuna göre bilgi ve verileri istediği şekilde sınıflandırabilir.
3-Tahlil (Çözümleme):Elde edilen verilerin kaynak ve bilgi yönünden yeterli olup olmadığının tespitine Tahlil etme denir. Bu aşamada eksiklikler tamamlanır, veriler gruplanır. Eldeki veriler kullanıma hazır ve işe yarar hale getirilir.
4-Tenkit (Eleştiri):Kaynakların kullanılmadan önce gerçek veya sahteliğinin incelenmesi, bilgi açısından güvenirliliğinin  araştırılmasıdır.
Kaynakların (belgelerin) eleştirisi dış ve iç tenkit olmak üzere iki aşamada yapılır.
Dış tenkitte kaynağın yazarı, basıldığı yer ve zamanı gibi unsurlara bakılarakbelge değerinin olup olmadığına karar verilir.
İç tenkit de ise kaynağın içinde yer alan bilgilerin güvenilir olup olmadığı üzerinde durulur. Bu eleştirilerin yapılmasından sonra belge güvenilir bulunulursa araştırmalarda kaynak olarak kullanılır.
5- Terkip – sentez (birleştirme)Terkip, bir araya getirmek, sentez yapmak demektir. Kaynaklar sınıflandırma, çözümleme ve eleştiri aşamasından geçtikten sonra çalışmaları birleştirmek, bir araya getirmek ve sonuca gitmek işlemine Terkip, sentez yapma, birleştirme denir.

 

Tarih ve diğer bilimler: Tarih; millî kimliğin oluşumu ve değerlerin aktarımı için bir araç, geçmişi keşfetmek için sürekli bir sorgulama, günümüz sorunlarını anlamak ve analiz etmek için kaçınılmaz bir başvuru kaynağıdır. Sosyal bilimlerin önemli dallarından olan tarih sayesinde birey; özünü, toplumunu, dünyayı tanır ve öğrenir. Tarihi diğer beşeri ve sosyal bilim dallarından ayıran en önemli fark; diğer bilimler insanı veya doğayı
bir yönüyle ele alırken tarih, insanı her yönüyle ve bütün yaptıklarıyla anlamaya ve anlatmaya çalışır. Tarihin fen bilimlerinden farkı ise tekrarlanamaması, deney ve gözlem yapılamamasıdır. Tarihçi; siyasi, askerî, kültürel, sosyal veya biyografik bir eser oluştururken coğrafya, sosyoloji, felsefe, ekonomi, kronoloji, etnografya, hukuk,
heraldik, arkeoloji, sanat tarihi, dil bilimi gibi farklı bilim dallarından yararlanır.

Kronoloji Geçmişten günümüze meydana gelen olay ve olguların zamanını tespit ederek sıralar.
Coğrafya İnsan ve mekânın karşılıklı etkileşimini araştırır.
Diplomasi : Siyasi belgelerin cins, şekil ve içerik olarak değerlendirmesini yapar
Arkeoloji: Kazı yolu ile toprak ve su altındaki maddi kalıntıları ortaya çıkarır
Heraldik: Tarihte devletlerin kullandığı armaları inceler.
Etnografya: Toplumların örf, âdet, gelenek ve yaşayışlarını inceler.
Antropoloji İnsan ırkını inceler ve kültürlerin gelişimini araştırır.
Nümizmatik: Tarih içerisinde basılan paraları inceler
Paleografya:  Yazıları, alfabeleri ve bunların zaman içerisindeki değişimlerini inceler.
Filoloji :Dillerin tarihini, gelişimini ve değişimini araştırır.
Epigrafi :Kitabeleri inceler.

1.2. NEDEN TARİH?
Milletlerin ortak hafızası olan tarih, millî ve toplumsal kimliğin inşasında önemli rol oynar. Toplum, kendisini oluşturan bireylerin bir kimlik altında toplanması sayesinde ortaya çıkar.
Bireylerin birlikteliği genellikle tarihî bir niteliğe sahiptir. Toplum, zaman ve mekân içinde ortak bir kimlik ile süreklilik kazanır. Kimlik olmadan bir toplumun devamlılık sağlayabilmesi söz konusu olmayacaktır. Toplumsal kimlik, zaman içerisinde oluşan ahlaki ve tarihî değerlerin etkisiyle belirli bir zaman ve mekânda bireylerle toplumun bütünleşmesidir.
Aynı zamanda bireylerin ve toplumun kendini bir kimlik altında (Türk kimliği gibi) tanımlaması, toplumsal birliktelikle gerçekleşir . Ayrıca tarih bireylere yaşadığı
toplumun geçmişini öğreterek kişinin kendi milletine aidiyet duygusuyla bağlanmasını sağlar. Millî ve toplumsal kimliğin oluşmasında dil ana etkendir. Bunun yanında tarih birliği, dinî inanışlar, devlet yapıları, coğrafi birliktelik, musiki ve ülkü birliği de bu
şuurun oluşmasında önemlidir.
Tarih bilimi sayesinde geçmiş hakkındaki aktarımlar, milletlerin ortak hafızasını biçimlendirir.
Bu nedenle tarih kitapları, sadece milletlerin kendi tarihinden bahsetmez; diğer toplumlarla etkileşimler yaşandığı hakkında da güçlü bir bilinç oluşturur.

Tarih bilinci, bireyin gerek sosyalleşmesinin gerekse kendi yaşam deneyiminin etkisiyle
tarihin farkında olmasıdır. Bu bilinç insanların kendilerinde ve yaşadıklarında dünyada meydana gelen zamana bağlı değişmelere uyum sağlamasına yardımcı olur. Tarih bilincine sahip kişiler, tarihle ilgili bilgileri eleştirel değerlendirmeye tabi tutar. Bu sayede insanlar, tarihsel anlatılar üretmek ve metinleri analiz etmek için doğru-yanlış ayrımını yapabilme becerisini geliştirir.

Tarih öğrenmenin insana sağladığı faydalar neler olabilir?
1-Tarih bilimi, insanlara başka beceriler de kazandırır. Tarih, uyguladığı yöntem gereği bireylerde araştırma ve kanıt kullanma becerisini arttırır. Çünkü tarihî bir bilgiye, araştırma yaparak ve kaynak kullanılarak ulaşılır. Ulaşılan farklı kaynaklarda
tespit edilen çelişkili ifadeler, insanların sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerini de geliştirir.
2-Tarih bilimi geçmişten günümüze meydana gelen olay ve olguları kronolojik bir süreçte ele aldığı için olay ve olgular arasında neden-sonuç ilişkilerini ortaya koyar. Böylece bireylerde çok yönlü düşünme yeteneği gelişir ve bireyler tarihî süreçte meydana gelen değişimleri ve süreklilikleri algılar.
3-Tarihsel empati ile geçmişte yaşamış insanların değer yargıları, olaylara ve dünyaya nasıl baktıkları, ne hissetlikleri anlaşılabilir ve bunun sonucunda insanların geçmişi anlama becerisi gelişir. Ayrıca diğer toplum ve milletlerle yapılan karşılaştırmalar, bireye özgüven kazandıracağı gibi başka milletlere empati duymasını sağlar. Bu empati, dünyanın mirasını anlayan insanı, kendisi ve çevresiyle barışık bir birey olarak geliştirir.
4-İnsan; mensubu olduğu toplumu, ülkeyi ve içinde yaşadığı dünyayı anlamak için geçmişini bilmek zorundadır. Geçmişini bilmeyen bir toplum, hafızasını yitirmiş, akıntıya kapılmış gibidir. Tarih; geçmişin ışığında bugünün ve yarının aydınlatmasını sağlar. Böylelikle geçmişteki hataları tekrar etmeyen toplumlar, gelecekle ilgili doğru planlama ve analizlerle daha iyi bir yaşam düzeyine ulaşır.
5-Millî bilinci oluşturarak geçmişte bir arada yaşamış ve gelecekte de bir arada yaşamak isteyen insanların, birlik ve beraberlik içinde olmasını sağlayan tarih, toplumdaki manevi değerlerin gelişmesinde de önemli rol oynar.

Tarihi Olayların Değerlendirilmesi: Tarihî olaylar ele alınırken tarihî bilgilerin kendi döneminin şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Uzun yıllar önce yaşanmış bir olayın, bugünün bakış açısı ve değer yargılarıyla ele alınması doğru değildir. Tarihçi geçmişe ait bir bilgiyi, gerçeği anlamak için kullanır. Belgeler yoruma muhtaçtır ve olayın yaşandığı çağın ve toplumun ruhunu taşımaktadır. Bu nedenle o ruha göre bir açıklama ve yorum yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

1.3. ZAMANIN TAKSİMİ
İnsanoğlu, eski zamanlardan itibaren soğuk-sıcak, açlık-susuzluk gibi kaygılar yaşamıştır. Gece-gündüz ve kış-yaz gibi dönemlerde yaşanan etkili ve sert değişiklikler yüzünden can ve mal güvenliği tehlikeye giren insanlar zaman kavramının bilincine varmıştır. Nil nehrinin taşmasıyla tarlaları su altında kalan Mısırlıların güneş yılını hesaplaması buna bir örnektir.
İnsanlık; zamanı gün, hafta, ay, yıl gibi belli periyotlara bölmüş ve düzenli bir sistem çerçevesinde algılamıştır. Hayatı bu çerçevede düzenlemek üzere insanlar yaklaşık 6000 yıldan beri takvim kullanmıştır. Sümerler, Babiller, Mısırlılar, Yunanlar, İbraniler, Romalılar, Aztekler, Mayalar, Çinliler, Hintler, Tibetliler, Türkler ve Araplar gibi çok çeşitli millet ve topluluklar değişik takvimler meydana getirmiştir. Bu millet veya topluluklar takvimleri
ay veya güneş yılını esas alarak oluşturmuştur.

Bazı toplumlar takvimlerini “ay yılı” esasına göre oluşturmuştur. Ay yılı, Ay’ın Dünya etrafındaki dönüşünü esas alır ve on iki tur dönüşü bir yıla denk gelir. Bu süre 354 gündür .
Bazı toplumlar ise takvimlerini “güneş yılı” esasına göre oluşturmuştur. Güneş yılı, Dünya’nın Güneş etrafındaki bir tur dönüşünü esas alır. Bu süre 365 gün 6 saattir.
Her toplum kendine özgü bir takvim oluştururken yaşamlarını en çok etkileyen olayı takvimlerinin başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Örneğin İbraniler MÖ 3761’deki Yaradılış (Tekvin) yılını, Yunanlılar ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı MÖ 776’yı, Hristiyanlar Hz. İsa’nın doğumu olan sıfırı, Müslümanlar MS 622’de Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini takvimlerine başlangıç olarak esas almışlardır.
Türkler de tarih boyunca yaşadıkları coğrafyaya göre kültürel, ekonomik ve dinî etkileşimlerin ürünü olarak çeşitli takvimler kullanmışlardır. Şimdi bunları tek tek ve kısa kısa inceleyelim.

12 Hayvanlı Türk takvimi, Türklerin kullandığı ilk
takvimdir  ve güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. On iki yılda bir devir
yapan bu takvimde yıllar, hayvan adları
ile gösterilir. Bu takvimde kullanılan hayvan isimleri ise şunlardır: sıçgan (sıçan), ud (öküz), bars (pars), tavışgan (tavşan), lu (ejder), yılan, yund (kısrak), kon (koyun), biçin (maymun), takıgu (tavuk), it (köpek), tonguz (domuz). Hangi tarihten itibaren kullanıldığı bilinmemekle birlikte bu
takvim Kök Türkler ve Uygurlar
tarafından kullanılmıştır.

2-Hicri takvim, Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra kullandığı takvimdir.
Bu takvimde Hz. Muhammed’in hicret ettiği yıl (622), başlangıç kabul edilmiştir.
Hz. Ömer Dönemi’nde oluşturulan bu takvim, ay yılını esas almıştır. Bu takvime göre bir yıl 354 gün 8 saat 48 dakikadır. Ayrıca bir ay yılı, bir güneş yılından yaklaşık 11 gün eksiktir. Diğer bir ismi kamerî (ay) takvimidir. Günümüzde İslam dünyası, dinî günleri hicri takvime göre belirlemektedir.

Celâli takvimi, Büyük Selçuklu Sultanı Celaleddin Melikşah’ın (1072-1092) emriyle Ömer Hayyam başkanlığında kurulan bir astronomi heyetince hazırlanmıştır. Başlangıç olarak 1079 yılı kabul edilmiş ve güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir.
Rumi takvim, Osmanlı Devleti’nde mali işlerin düzenlenmesi amacıyla kullanılmıştır. Güneş yılı esasına dayanan bu takvimde bir yıl 365 gün 6 saattir. 1839’dan itibaren mart ayı, mali yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Miladi takvimle arasında 584 yıllık fark vardır.
Miladi takvim, günümüzde dünyada en yaygın kullanılan takvimdir. Bir yıl 365 gün 6 saattir. Başlangıcı, Hz. İsa’nın doğumundan bir hafta sonrası yani 1 Ocak’tır. Kökeni Mısırlılara dayanan bu takvimi Romalılar geliştirmiş ve Papa 13. Gregorious (Gregoryen) son şeklini vermiştir. Bu nedenle “Gregoryen takvimi” de denir. Ülkemizde 1 Ocak 1926’dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

 

 

 

 

Yüzyılların sınıflandırılmasında Milat kavramı dikkate alınır. Hz. İsa’nın doğumundan önceki yıllara MÖ (milattan önce), sonrasına da MS (milattan sonra) denir. Yüzyıl kavramı teorik olarak “00” ile biten bir yılda başlar ve “yüzyıllık dönem” anlamında kullanılır. Bu kavram XVI. yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Geçmişten Günümüze Zaman Anlayışları
1-T
arihî süreçte insanoğlu farklı zaman anlayışları geliştirmiştir. Eski dünyada insan ilk olarak döngüsel yani dairesel zaman anlayışını benimsemiştir . Bu anlayışa göre zaman, rastlantısal olup başlangıcı ve sonu belli değildir. Bu nedenle tarih, sürekli olarak tekrar etmektedir. Sonsuz olan bu döngüsellikte geçmişin, bugün ve yarınla nedensel bir bağlantısı da yoktur. Bu anlayış, eski dünyayı temsil eden belli başlı milletlerin efsanelerinde ve mitlerinde (Eski Çin, Hint, Mezopotamya, Mısır ve özellikle Yunan) görülmüştür.

2-Eski dünyadaki önemli değişimlerden biri, tek tanrılı dinlerin medeniyetleri etkilemesidir. O güne kadar belirli bir döngüselliğe sahip olan tarih, artık Hristiyanlığın da etkisiyle ikinci bir zaman anlayışı olarak çizgisel yani doğrusal zaman anlayışını benimsemiştir. Bu anlayışa göre tarihsel süreç belli bir başlangıca sahiptir ve kıyamete kadar sürecektir. Dolayısıyla geçmiş ve gelecek birbiriyle bağlantılı hâle gelmiştir. Bu süreç, Tanrı tarafından bilindiği için asla rastlantısal değildir. Bu nedenle tarih, döngüsel zaman anlayışının aksine, tekrar etmeyen bir süreçtir.

3-Rönesans ve Reform hareketleriyle birlikte Avrupa’da dinî (Hristiyanlık) yaklaşımdan uzaklaşma eğilimi başlamış ve Aydınlanma Çağı’yla da tarih düşüncesinden dinî unsurlar
kaldırılmıştır. Böylece insan merkezli tarih anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu dönemdeki tarih anlayışı, ilerlemeci tarih düşüncesine sahiptir. Günümüzde hâlâ geçerli olan ilerlemeci tarih görüşü, dinî merkezli çizgisel tarih anlayışının, dinî unsurlardan arındırılmış ve laikleştirilmiş şeklidir. Bu tarih anlayışına göre tarihte ortaya çıkan her olay tektir, olaylar peş peşe geleceğe doğru akmaktadır ve tarihin akışındaki her aşama bir öncekine göre daha gelişmiştir.

 

Tarihin Dönemlendirilmesi
İnsanlığın ortaya çıkışıyla birlikte insanın karşılaştığı temel sorunlardan biri, dünyevi zamanı anlamlandırmak olmuştur. İnsan, geçmişini bir düzene sokmak için asır, çağ, devir gibi terimlere başvurmuştur.
Yazı sayesinde tarihin kaydını tutmaya başlayan insanoğlu yazının keşfini bir dönüm noktası olarak kabul etmiştir. Bunun sonucunda yazıdan önceki zamanlar tarih öncesi, sonraki zamanlar ise tarihî dönemler olarak adlandırılmıştır. Böylece tarihî olayların daha rahat incelenmesi, araştırılması ve öğrenilmesi için tarihçiler tarihi belirli dönemlere (çağlara) ayırmıştır.
Geçmişin dönemlendirilmesinde farklı toplum ve kültürler kendi tarihlerindeki önemli olayları esas almıştır. Örneğin Batı dünyası, özellikle Avrupa tarihi merkezli bir dönemlendirme meydana getirmiştir. Başta Cellarius (Seleriyus) (1634-1707)
olmak üzere bu sistemi kullanan Avrupalı tarihçiler, tarihi dönemlendirirken dünyanın diğer bölgelerini dışarıda bırakarak sadece Avrupa tarihiyle ilgili olayları tercih etmişlerdir

Başta Orta Çağ olmak üzere, Eski ve Yeni Çağ’ın başlangıç ve bitişlerini belirleyen tarihî gelişmeler doğrudan Avrupa tarihiyle ilgili olaylardır. Bu dönemlendirmeler esas alınırken
Batı toplumlarının tarihî gelişim aşamalarını gösteren kölelik, feodalizm, kapitalizm dikkate alınmıştır. Avrupalı olmayan milletler, Avrupa coğrafyasını ve tarihini etkilerse (Kavimler Göçü ve İstanbul’un Fethi gibi) bu dönemlendirme içerisinde ancak yer alabilmiştir. Doğal olarak da günümüzde bu dönemlendirmelerin doğruluğu tartışılmaktadır. Tarihin bu şekilde dönemlendirilmesi hem göreceli hem de Avrupa tarihi merkezlidir ve Türk tarihiyle de örtüşmemektedir. Oysa Türk tarihi; Avrupa milletlerinin tarihi gibi sınırları belirli bir coğrafyada değil, aynı zaman dilimi içerisinde değişik coğrafyalarda meydana gelmiştir.

1.4. VAKA VE VAKIAYI AYIRIYORUM

Tarih biliminin araştırma konusu içerisine giren iki önemli unsurdan birincisi vaka (olay), diğeri ise vakıadır (olgu). Vaka; tarihte insanlığı etkileyen siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik dinî gibi konularda kısa sürede meydana gelen gelişmelerdir. Vakalar; kendine has özelliklere sahiptir, somut bilgiler içerir, yer ve zaman bildirir. Vakaların başlangıç ve bitiş süreleri de bellidir.
Vakıa ise tarihte insanlığı etkileyen olayların ortaya çıkardığı sonuçlara göre uzun sürede meydana gelen değişimlerdir. Vakıalar; geneldir, süreklilik gösterir, soyuttur. Vakıalarda belirli bir yer ve zaman söz konusu değildir.

Olay ve Olgunun Farkları: Tarihî olay ve olgu arasındaki farklar şunlardır; tarihî olay biriciktir, özgündür, tekrarlanamaz ancak tarihî olgu ise geneldir ve tekrar edebilir. Göç olgusu tarihin farklı dönemlerinde çeşitli sebeplerle tekrar tekrar yaşanmıştır. Örneğin; İç Asya’dan göçler, Anadolu’ya Türkmen göçleri gibi.

1.5. BELGEDEN BİLGİYE
1-Tarih bilimi, şimdiki zamanda açıklama ya da anlama amacıyla geçmişi yeniden inşa etme sürecidir. Bu süreçte tarihçiler eserlerini, geçmişe ait bilgi ve kaynakları, tarih biliminin kendine ait yöntemlerini kullanarak oluşturur.
2-Geçmişteki olaylar ancak tarihçi, olayları incelemeye başladığı zaman “tarihî olay” hâline gelir. Her tarihî olay kendi başına anlamlıdır ve özeldir. Tarihte, doğa bilimlerindeki evrensel geçerliliği olan yasalar yoktur.
3-Bir tarihsel araştırmaya kaynakların saptanması, karşılaştırılması ve yorumlanmasıyla başlanır. Birincil kaynağın en önemli niteliği, geçmiş olaylara dair doğrudan bilgi içermesidir. Kaynağın türü, olayın gerçekleştiği döneme ve kültüre göre yazılı, sözlü veya görsel nitelikte olabilir.
4-Kaynaklar, farklı kaynaklarla karşılaştırılarak dikkatle incelenmelidir. Bunu yaparken de kaynakların oluşumu, orijinalliği ve güvenilirliği gibi noktalar öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır.
5-Diğer bir ifadeyle tarih araştırmacısı kaynağın içeriğini olduğu gibi almak yerine, onu eleştirel bir gözle incelemelidir.
6-Tarihî kaynakların bu şekilde sorgulanarak değerlendirilmesi konusunda Halil İnalcık ; tarihçinin şüpheciliğini koruması, daima elindeki belgeyi sıkı tenkitten geçirdikten sonra değerlendirme yapması gerektiğini söylemiştir.
7-Bir tarihçi araştırdığı konuya yönelik bilgileri ve bilinen bütün olguları kontrol etmek, karşılaştırmak ve sorgulamak zorundadır. Daha sonra kanıtları yorumlamalı, açıklamalı, nedenleriyle ilişkilendirmeli, eleştirmeli, sonuçları izlemeli ve konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunmalıdır.

İNSANLIĞIN SERÜVENİ KAYIT ALTINDA(Tarih Yazılıcılığı Çeşitleri):
Hikâyeci tarih yazıcılığı: En büyük temsilcisi Herodotstur. Hikâyeci (rivayetçi)tarih yazıcılığında olaylar aktarılırken yer ve zaman hususları dikkate alınmış ancak tarihî olaylar arasında sebep–sonuç ilişkisi kurulmamıştır. Duyduğu olayları, olduğu gibi aktaran Herodotos, tarihî bilgileri eleştiriye tabi tutmadan ortaya koymuştur. Roma’da, Orta Çağ Avrupası’nda ve İslam dünyasında da vekayinâme türü eserler bu görüşle kaleme alınmıştır. Günümüzde daha çok halk için yazılan tarih çalışmaları arasında bu tür kitaplar bulunmaktadır.

Öğretici (pragmatik): tarih yazıcılığı olarak bilinen bu türde Thukydides  tarihî olayları değerlendirme ve yorumlama ile anlatıyı birleştirmiştir. Öğretici tarih yazıcılığında
amaç, tarihî olayları öğrenerek faydalı bir sonuç çıkarmaktır. Yani toplumun yararı için geçmişten ders çıkarılması veya bireylerin eğitilmesi amaçlanmıştır. Eski Yunan’a dayanan bu tarih yazıcılığında özellikle bazı şahsiyetlerin yaşamına büyük
önem verilmiştir.

Araştırıcı tarih yazıcılığı, XIX. yüzyılda tarih yazıcılığında ciddi bir değişim yaşanması sonucu ortaya çıkmıştır. Artık tarihçiler, tarihî olayları incelerken daima “neden ve nasıl
oldu?” sorularıyla araştırıcı tarihçilik anlayışını geliştirdi. Bu tarih yazıcılığı kullanılarak kaleme alınan eserler, özellikle olayların sebeplerini araştırarak olayları açıklamaya çalışmıştır.
Araştırıcı tarih yazıcılığının en önemli yöntemi, tarihe ait malzemeyi eleştiriye tabi tutmasıdır. Aynı yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler sonucunda, tarihî kanunların olduğunu düşünen ve bu kanunları ortaya çıkarmayı amaçlayan başka bir tarih yazıcılığı daha gelişti.
Sosyal tarih yazıcılığında ise tarihe ait olayların tek bir neden ve olgu üzerinden değil; sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve fikrî birçok etken dikkate alınarak bilinebileceği
kabul edilmiştir. Bu tarz yazıcılık, tarihî olaylardan genel sosyal kanunlara ulaşmaya çalışır. Günümüzde, araştırıcı ve sosyal tarih yazıcılığı tarihçiler tarafındadiğerlerine göre
daha yaygın olarak tercih edilmektedir.

İslam dünyasında tarih yazıcılığı vakanüvislik olarak
gelişmiştir. Vakanüvislikte, olayların ortaya çıkış nedenleri
üzerinde durulmaz ve olaylar olduğu gibi nakledilir. Osmanlı
Devleti’nde de bu anlayış devam etmiş ve resmî tarihçilik,
vakanüvislik adı altında XVIII. yüzyıl başında kurumlaşmıştır.
Bu kuruma atanan vakanüvisler devirlerinin olaylarını birbirinin
devamı olarak kaleme almışlardır. Osmanlı Devleti’nde
bu tarz tarih yazıcılığı yapanlara vakanüvis, Batı dünyasında
ise analist denmiştir. Böylece kesintisiz bir tarih kaynağı sunulmuştur.
Kronikler ve yıllıklar (annal) tarihî olayları yıllara
göre kronolojik olarak sıralayan yazılı belgelerdir.
Tarih yazımında yaşanan değişimler, Osmanlı tarihçiliğine
XX. yüzyılın başlarında yani İkinci Meşrutiyet döneminde
yansımaya başlamıştır. Aslında Tanzimat Dönemi’nde Ahmet
Cevdet Paşa (Görsel 1.25) gibi tarihçiler klasik vakanüvislik
anlayışından çıkarak eserlerinde birinci el belgeleri eleştirel
bir incelemeden geçirerek kullanılmışlardır. Aynı zamanda
Osmanlı Devleti’nin önemli vakanüvislerinden biri olan Ahmet
Cevdet Paşa, kendisinden önceki vakanüvisler gibi olayları
sadece kronolojik olarak kaydetmemiş, tarihî belgeleri yorumlaması
ve değerlendirmesi bakımından modern tarihçiliğin
önderliğini de yapmıştır. Cevdet Paşa, eserlerinde olayları
ele alış biçimi, arşiv kaynakları ile birlikte Batı kaynaklarını
kullanması ve daha bilimsel bir yöntemle eserlerini yazmış
olması bakımından benzerlerinden ayrılır.
İkinci Meşrutiyet, Türk tarihçiliğinde Batı’daki yöntem ve
yaklaşımların yaygınlaşmaya başladığı bir dönemdir. Türk
tarihçiliğindeki bu değişim, Atatürk’ün etkisiyle Cumhuriyet
Dönemi’nde de hızlanarak devam etmiştir. Atatürk, Batı’da
Türklere karşı iftiralara, kimi zaman hakaret seviyesine varan
suçlamalara karşı koymak amacıyla Türk Milleti’nin kimliğini
tanıtmak, Türk tarih ve medeniyetini bilimsel yöntemlerle
araştırmak için 1931’de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti”ni
kurdurmuş ve bu kurum 1935’te “Türk Tarih Kurumu” adını
almıştır.

ÖRNEK ÖSS SORULARI:
1.Aşağıdakilerden hangisinin oluş zamanı diğerlerine göre daha belirgindir?
A) Türkiye, Şubat ayının 28’inde NATO’ya girmiştir.
B) Atatürk, XIX. ve XX. yüzyıllarda yaşamıştır.
C) Kars Antlaşması, Ekim ayının birinci yarısında imzalanmıştır.
D) Yazı, günümüzden yaklaşık beş bin yıl önce bulunmuştur.
E) Türkiye, 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur.(1990 – ÖSS)

2. Cilalı Taş Devri’nde yiyecek olarak kullanılmak üzere çeşitli bitkiler yetiştirilmeye başlanmış,su kıyılarında birbirine bitişik bahçeli evler yapılmış,taşlardan yapılan alet ve silahlar daha kesici hale getirilmiş,bitki liflerinden giysiler, yiyecekleri saklamak için topraktan çanak çömlek yapılmıştır.

Bu açıklamada,Cilalı Taş Devri’nde aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmiş olduğunu gösteren bir kanıt yoktur?
A) Yerleşik hayata geçilmesi
B) Topraktan eşya yapılması
C) Kullanılan silahların geliştirilmesi
D) Tarım üretimine geçilmesi
E) Yazının bulunması(1991 – ÖSS)

3.Tarihe yardımcı bilimlerden kronolojinin ilgi alanı aşağıdakilerden hangisidir?
A) İnsan topluluklarının dilleri
B) Eski paralar ve bunun üzerindeki anlamları
C) Eski yazilar
D) Toplumların gelenek ve görenekleri
E) Olayların gerçekleşme zamanı (1991 – ÖYS)

4.Tarih öncesinde yaşayan insanlar eşya ve alet yapımında aşağıdaki maddelerden hangi sırayla yararlanmaya başlamışlardır?
A) Toprak – Taş – Maden
B) Toprak – Maden – Taş
C) Taş – Maden – Toprak
D) Maden – Taş – Toprak
E) Taş – Toprak – Maden (1992 – ÖYS)

5. İnsan topluluklarında ve toplumlar arasında geçmişte meydana gelen olayları yer göstererek inceleyen ve bu olaylar arasındaki neden sonuç ilişkilerini kaynaklara dayanarak araştıran bilim dalına “Tarih” denir.
Bu tanımda tarih biliminin hangi özelliği yoktur?
A) Eski devirleri aydınlatması
B) Kronolojiye yer vermesi
C) Olayların analizini yapması
D) Belgelerden yararlanması
E) Olayların geçtiği yeri belirtmesi (1992-ÖYS)

6. Tarihi çağlara ayırmanın amacı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Tarihe yardımcı bilimlerden yararlanmak
B) Toplumları birbirinden ayırt etmek
C) Tarihi olayları önemine göre sıralamak
D) Takvimin başlangıcını belirlemek
E) Tarihi olayların incelenmesini kolaylaştırmak (1993 – ÖYS)

7.   Kalkolitik Çağ’da,Anadolu’da avcılık önemini kaybetmiş,tarım öncelik kazanmıştır.

Bu bilgiye dayanarak kalkolitik Çağ ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine varılabilir?
A) Verimli topraklara göç edilmiştir.
B) Yerleşik hayata geçilmemiştir.
C) İnsanların yaşantısı değişmiştir.
D) Hayvancılık yapılmamıştır.
E) Tüketim üretimden çok olmuştur. (1996 – ÖSS)

8. Tanım:Tarih,insan topluluklarının geçmişteki yaşayışlarını,uğraşlarını,birbirleriyle olan ilişkilerini, yer ve zaman göstererek neden-sonuç ilişkileri içerisinde inceleyen bir bilimdir.

Durum:İslamiyet’in hızlı yayılmasında diğer din ve inançlara karşı gösterilen hoşgörünün payı büyüktür.Avrupa’da ve Asya’da ezilmiş ve horlanmış in­sanlar Müslümanları kurtarıcı olarak karşıladılar.

Yukarıda verilen durumda tarihin tanımında yer alan öğelerden hangisine değinilmemiştir?

A) İnsan ilişkileri                                  

B) Neden-sonuç ilişkileri                      

C) Yer

D) İnsan topluluklarının yaşayışları

E) Zaman

(1996 – ÖSS)

9. M.Ö. tarihleri Milat takviminin başlangıcından geriye doğru gittikçe,M.S. tarihleri ise Milat takviminin başlangıcından günümüze doğru geldikçe sayısal değer olarak artar.                              

Bu bilgiye dayanarak aşağıdaki yargılardan han­gisine varılabilir?

A) M.Ö. iki tarihten sayısal değeri büyük olan küçük olandan daha eski bir tarihi gösterir.

B) M.Ö. iki tarihin arasındaki süreyi bulmak için bu iki tarihi toplamak gerekir.

C) M.Ö. bir tarih ile M.S. bir tarih arasındaki süre, bunlardan sayısal değeri küçük olanın sayısal değeri büyük olandan çıkarılmasıyla bulunur.

D) M.S. iki tarihin arasındaki süreyi bulmak için bu iki tarihi toplamak gerekir.

E) M.S. iki tarihten sayısal değeri küçük olan büyük olandan daha yakın bir tarihi gösterir.

(1997 – ÖSS)

10. Maden devri insanları, önce bakır,sonra tunç,daha sonra da demir devrini yaşamışlardır.

Devirlerin bu sıraya göre yaşanması aşağıdakilerden hangisinin bir göstergesidir?

A) İklim koşullarının değiştiğinin                                     

B) Giderek daha dayanıklı araçların yapıldığının

C) İnsanların daha dağınık halde yaşadığının                      

D) Madenlerin aynı zamanda bulunduğunun

E) Yazının geç bulunduğunun

(1997-ÖYS )

11.Herodotos’tan önce tarihi olayların oluşuna ilişkin birtakım listeler, kronoloji cetvelleri ve yıllıklar düzenlenmiş olduğu halde, tarih biliminin öncüsü olarak Herodotos gösterilmektedir.

Herodotos’un tarih biliminin öncüsü olarak kabul edilmesinde,aşağıdakilerden en çok hangisinin etkili olduğu savunulabilir?

A) Araştırarak ve yansız olmaya çalışarak yazması                       

B) Pek çok tarihi olayı bizzat yaşamış olması

C) Tarihi olayların kimler arasında ve ne zaman olduğunu belirtmesi

D) Tarihi olayları kronolojik sıraya göre vermesi                                      

E) Olayların geçtiği yerleri gezip görmesi

(2000 – ÖSS)

12. Kazılarda ortaya çıkarılan eski yerleşim yerlerinin pek çoğunda yiyecek pişirme ve saklama kapları,giysiler, silahlar gibi eşyalara rastlanmaktadır.

Bu durum,aşağıdakilerden hangisine bir kanıt olabilir?

A) Araç ve gereçlerin paylaşılmasına önem verildiğine        

B) Topluluklar arasında ticaret yapıldığına

C) İnsan gereksinimlerinin birbirine benzediğine               

D) Uygarlık düzeyinin toplumdan topluma değiştiğine

E) İnsanlar arasında barışın egemen olduğuna                                                                   (2001 – ÖSS)

 

13. Alacahöyük’te bulunan ve M.Ö 2500 yıllarına ait olan kılıç,dünyanın en eski kılıcı olarak bilinmekteyken 1996 yılında Malatya yakınlarındaki Aslantepe kazı bölgesinde bir prens veya yönetici mezarının içinde, M.Ö 3300-3000 yıllarına ait,üzerleri işlemeli kılıçlar bulunmuştur,

Bu bilgiye dayanarak;

I. Yeni belgeler ortaya çıktıkça tarih yeniden değerlendirilmelidir.

II. Yapılan her yeni kazı,eski bilgilerin yanlış olduğunu ortaya çıkarmıştır.

III. Alacahöyük, Aslantepe’den daha eski bir yerleşim bölgesidir.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

A) Yalnız I       

B) Yalnız II                  

C) Yalnız III                

D) I ve II                    

E) I, II ve III

(2004 – ÖSS)

14.Eski bir yerleşim yerinde yapılan kazıda M.Ö. 3000’li yıllara ait kültürel kalıntı katlarıyla M.Ö. 2000’li yıllara ait kültürel kalıntı katları arasında yoğun kültürel kalıntılar bulunmuş,ayrıca aynı yerleşim yerinde M.Ö. 2000’li yılların başlarına ait, topraktan yapılmış yeni bazı buluntular çıkarılmıştır.

Bu durum aşağıdakilerden hangisine bir kanıt olabilir?

A) Bölgenin uzun süren saldırılar nedeniyle terk edildiğine 

B) Günümüzden dört-beş bin yıl önce bölgede yerleşim olduğuna

C) Bölgede köklü iklim değişiklikleri olduğuna

D) Bölgede yaşayanların metali tanımadığına

E) Kültürel kalıntıların aynı topluluğa ait olduğuna

(2005 – ÖSS)

REKLAMSTORE

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
İsminiz