Button Text! Submit original article and get paid. Find out More

Altı Kaval Üstü Şeşhane Osmanlı Silahları

Bilirsiniz deyimler dolambaçlı patikalardan yokuş ve virajlardan geçerek varırlar menzile. Zaman içinde özgün anlamlarından sıyrılıp yepyeni manalar kuşanıp sızıverir hayatımızdan içeri. Ve ne kadar çırpınsak ta bir türlü dolduramadığımız boşluklara tabiri caizse cuk diye otururlar.

Peki bu gün uyumsuzluğu ve çelişkiyi gidermek için kullanılan ve son kelimesi yanlışlıkla şişhane diye söylenen altı kaval üstü şeşhane deyiminin ana yurdu neresidir dersiniz? Cevabı biz verelim: Savaş meydanlarıdır.  Cengaver yiğitlerin kucaklarıdır. Dahası bir tür Osmanlı silahının taaa kendisidir , altı kaval üstü şeşhane. Nasıl mı? Anlatalım.

 

Eskinin ağızdan dolmalı tüfeklerini Osmanlılar iki türlü tasnif ederlerdi. Ateşleme tertibatına ve namlusuna göre. İlk tüfekler fitil ile ateşlendiği için fitilli diye bilinirdi. Ucu yanan fitil tetik mekanizmasına bağlanır. Tüfekçi tetiği çekince yanan fitilde barut haznesine değip barutu ateşlerdi.

Sonraları bunun yerine çakma taşı ile ateşlenen çakmaklı tüfekler aldı. Tetiğin düşürülmesiyle çakmak taşı metal bir levhaya çarpar ve çıkan kıvılcımla barut ateşlenmiş olurdu.

İhtiyaca Özel Namlular

Namluya göre bakıldığında ise kaval namlu ve şeşhane namlu olarak iki tür ağızdan dolma tüfek vardı. Kaval namlulu tüfek fitilli veya çakmaklı olabilirdi. Daha çok muharebelerde kullanılırdı. Çünkü doldurması kolaydı. Piyade, muharebe esnasında namludan aşağıya önce bir müddet barut döker, sonra kurşunu koyar ve harbe denen ince değnekle barut ve kurşunu iyice sıkıştırırdı. Kaval namlunun gövdesi ve ağzı yuvarlak yapılırdı.  Namlu çapı kurşun çapından daha geniş olduğu için kurşun kolayca namlu ağzından namlu dibine düşüverirdi. Böylece piyade muharebe şartlarında tüfeğini olabildiğince hızlı doldurma imkanı bulurdu.

Namlunun kurşuna bol gelmesi tabiki nişan almayı imkansızlaştırırdı. Zira kurşun namlunun içinde sabit durmadığından namluyu terk ettiğinde havada adeta zıplaya zıplaya gider , ön görülemez bir rota çizerdi. Özellikle 50 metrenin ilerisindeki hedefleri vurmak şans işiydi. Tarihi filmlerin savaş sahnelerinde iki ordunun saflar halinde dizilip birbirlerine gözgöze gelecek kadar yaklaşmaları ve ondan sonra hep bir ağızdan saf halinde ateş etmeleri bundandır (askeri müzelerdeki eski tüfeklerde gez, göz ve arpacık bulunmaz).

Diğer namlu ise şeşhane idi.  Bu da tıpkı kaval gibi fitilli veya çakmaklı olabilirdi. Namlu gövdesi ve özellikle ağzı köşegen , çoğu durumda ise altıgen olduğundan şeşhane adı verilmişti. Bilindiği gibi şeş Farsçada altı demektir. Bu köşegenlik günümüzün tüfeklerinde namlu ağzında bulunan yiv ve setlerin görevini görürdü. Bu sayede namlu çapı kurşun çapına neredeyse denk gelirdi.

Namlunun darlığından dolayı kurşunu namlu dibine ittirmek çaba gerektirdiğinden hızlıca doldurulup atılamazdı. Dolayısıyla muharebelerde pek tercih edilmezdi.

Ne var ki namlu dibine sıkıca oturan kurşun namludan istikrarlı bir şekilde çıktığı için nişan almak mümkündü. Bu nedenle şeşhane tüfekler tıpkı Avrupada olduğu gibi Osmanlı ülkesinde de avcılıkta kullanırdı.  Askeri müzelerdeki bol tezyinatlı paşa ve padişah tüfekleri hep şeşhane formülüdür. Ve dikkatlice bakılırsa nişan tertibatı görülebilir. Zira avda mühim olan tüfeği hızlı doldurmak değil, iyi nişan almaktır. Üstelik şeşhane kaval tüfeğe göre daha uzun menzile sahiptir. Bunun nedeni namlu ve kurşun çaplarının uyumlu olmasıdır. Öyle ki barutun patlamasıyla ortaya çıkan gaz dışarı kaçamayıp kurşunun arkasında birikir ve tüm gücüyle kurşunu daha uzağa fırlatırdı. Böyle olunca avcıların yanı sıra keskin nişancılarda muharebelerde şeşhaneleri tercih ederlerdir.

Şeşhane- kaval melezi zaman içinde yarısı şeşhane yarısı kaval görünümlü melez namlular ortaya çıktı. Osmanlı belgelerde bu namlu tipi nısfı kaval , nısfı şeşhane diye geçer.  Nısf arapça yarım demektir. Müzelerde bolca görüldüğü üzere bu namlular , namlu ağzında yuvarlak görünümlü başlar, namlu dibine yani dipçiğe doğru köşegenleşir. Yani tüfek tasarımcıları altı kaval üstü şeşhane tüfek namluları üreterek her iki tipin avantajlarını birleştirmek istemiş olmalılar. Kaval namlu ağzı sayesinde kurşunu kolay koyma ve şeşhane namlu sayesinde kurşunu yerine sıkıca oturtma , böylece kurşun daha istikrarlı bir rota çizecek ve daha uzağa gidebilecektir.  Öte yandan şeşhane görünümlü bir namlu içeride kaval olabilirdi. Bu durumda tüfek tasarımcısının kitabe ve tezyinat için namlu yüzeyinde daha fazla yer açmak istediğine hükmedilebilir. Yuvarlak bir yüzeyden ise köşegen yüzeyde süsleme yapmak elbette daha kolaydır. Gel gelelim bu şeşhane kaval melezi garip görünümlü namlular bildiğimiz deyime ilham kaynağı oldu.

Leave a Reply