Tıklayın YKS Netlerinizi artıralım... Hafıza Teknikleriyle YKS'ye Hazırlanmak İster Misiniz?

Küreselleşen Dünya Tarihi Ünitesi Ders Notları

---

V. ÜNİTE:
KÜRESELLEŞEN DÜNYA

---

Küreselleşme: Birçok konuda dünya genelinde bütünleşme, entegrasyon
(uyum) ve dayanışmanın artması anlamına gelir. Küreselleşme hareketleri,
yaklaşık olarak son 25 yılda ortaya çıkan ve hız kazanan gelişmelerdir.
Ancak küreselleşme ile birlikte dünyada kutuplaşmalar da artmıştır.
Küreselleşmenin etkisiyle dünyada bilimsel, teknolojik, sanatsal, kültürel ve
sportif gelişmeler daha hızlı ve ilgiyle takip edilmeye başlanmıştır.

1. SSCB’NİN
DAĞILMASI

1985 yılında Gorbaçov’un iktidarında Glasnost ve
Perestroyka ile başlayıp 6 yıl süren reformların ardından 1991 yılının
sonunda SSCB resmen dağılmıştır. Yani 1991 yılı dünya tarihi açısından bir
dönüm noktasıdır. Bu tarihten itibaren Asya ve Avrupa’nın siyasi haritası
değişmiştir. 1917’de temelleri atılan ve 1922’de kurulan SSCB’nin
dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğuna (BDT) bırakması
dönemin en önemli olaylarındandır.

---

Gorbaçov’un
Glasnost ve Perestroyka Politikaları:
Gorbaçov
batılı fikirlere açık biriydi ve soğuk savaş döneminin sona ermesini istiyordu.
1986 yılında Gorbaçov ile ABD Başkanı Ronald Reagan, bir araya
gelerek “Yıldızlar Savaşı” anlamına gelen nükleer silahların
sınırlandırılmasına ait bir yumuşamanın sinyalini vermişlerdir. Gorbaçov, ABD
ve Batılı ülkelerle sürdürülen Rus dış politikasını değiştirerek yumuşamaya ve
işbirliğine dayalı bir politika izlemeye başlamıştır.

---

Ayrıca Gorbaçov, Glasnost ve
Perestroyka politikaları ile Sovyet rejiminin ıslah edilmesini
istiyordu. Sosyalist Bloğunun temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi,
Mart 1985’te iktidara gelen Gorbaçov’un ortaya attığı Glasnost (Açıklık,
şeffaflık
) ve Perestroyka (Yeniden yapılanma) fikir ve
uygulamalarıyla birleşince SSCB’nin dağılması kaçınılmaz oldu. Bu politikalara,
demokratikleşmeye doğru değişim amacıyla uygulanmış fikir ve ifade özgürlükleri
de denilebilir. 1985’te başlayan bu politikalar devletin dağılmasına kadar
sürmüştür.

Doğu-Batı ilişkilerine bir
yumuşama ve yakınlık getirmek isteyen Helsinki Nihai Senedi’nin
yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa’daki tüm SSCB uydusu ülkelerde aydınları ve
milliyetçileri harekete geçirmişti. Glasnost ve Perestroyka politikalarıyla da ulusçuluk
akımı
ön plana çıkmış oldu. İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde
başlayan gelişmeler zamanla SSCB’nin iktidarına karşılık bağımsızlık
mücadelesine
dönüştü. Ancak bu bağımsızlık mücadeleleri patlama şeklinde
değil yavaş yavaş gelişti. Aslında devletin bu politikalarda amacı gündem
değiştirmekti.

Özellikle de Çernobil
faciası
sonrası yaşanan sorunun ardından Sovyet toplumunda yeniden devlete
ve yöneticilere karşı güven duyulmasına aracı olmaktı.

Glasnost ve Perestroyka
ilkelerinin uygulanmaya konulmasından hemen sonra Baltık devletleri başta
olmak üzere, bağımsızlık ilanları başladı. Sonuçta 1917’de Bolşeviklerin
kurduğu ve 1922’de SSCB adını alan devlet 69 yıl sonra 1991’de dağıldı
ve yıkıldı. SSCB dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu adını almış ve
kendinden ayrılan ülkeleri tekrar bir çatı altında toplamaya çalışmıştır. Bu
doğrultuda Rusya Federasyonu öncülüğünde 12 ülkenin katılımıyla Bağımsız
Devletler Topluluğu
kurulmuştur.

Sonuç olarak; Sosyalist ekonominin, kapitalist ekonomi ile yarışta
geç kalması, komünist partinin baskıcı yönetimi, SSCB ekonomisine uzay
yarışının getirdiği ağır ekonomik yük, SSCB’nin dağılmasında etkili olan diğer
gelişmelerdir.

2. BAĞIMSIZ
DEVLETLER TOPLULUĞU’NUN (BDT) KURULMASI

---

1975 yılında Helsinki Nihai
Senedinin
imzalanması, Doğu Avrupa’da, Sovyet uydusu devletleri ve
milliyetçileri harekete geçirmişti. Bu gelişme Moskova’nın hegemonyasının sona
ereceğini göstermişti.

---

Alma Ata
Deklarasyonu:
SSCB dağıldıktan sonra
21 Aralık 1991’de Kazakistan’ın Alma Ata şehrinde bir araya gelen Cumhuriyetler,
yaptıkları görüşmeden sonra yayınladıkları bir bildirge ile BDT’nin
kurulduğunu açıkladılar. Bu bildirgede, BDT’nin ortak bir siyasi
ekonomik güce sahip olduğu, uluslararası barışın korunması gerekliliği, üye
ülkelerin birbirlerinin topraklarına saygılı olacağı, özgürlüklerin ve insan
haklarının korunacağı, uluslararası hukuka göre hareket edileceği gibi konular
kabul edilmiştir.

Bu durum SSCB’nin ve Sovyet
modeli rejimin sonu oldu. Parçalanan SSCB, 15 devlete ayrıldı. SSCB’nin
dağılması sonucunda “Soğuk Savaş Dönemi” tamamen sona ermiş oldu. Böylece Varşova
Paktı
ve COMECON da dağılmış, iki kutuplu dünya düzeni yerini tek
kutuplu dünya düzenine bırakmıştır. Bu parçalanma XX. yy sonlarında ABD’nin
tek süper güç olarak kalması sonucunu da doğurmuştur.

BDT, SSCB’nin dağılmasının ardından, Rusya’nın eski
etki alanını yeniden kazanma amacının ağırlıklı hissedildiği 12 devletten
oluşan birliktir. Rusya’nın başını çektiği ve Beyaz Rusya ve Ukrayna’nın destek
verdiği BDT, 1991’de kurulmuştur. BDT’ye üye ülkeler sırasıyla
şunlardır: Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Kazakistan,
Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Rusya Federasyonu
ve
Ukrayna’dır.

Dağlık Karabağ
Sorunu
: Nüfusunun büyük çoğunluğu Türk olup, Azerbaycan topraklarında
yer alan Dağlık Karabağ’a, XX. yy başlarından itibaren Rusya tarafından Ermeniler
yerleştirilmiştir. Ermeniler bölgede hâkimiyet kurmak isteyince çatışmalar
çıkmış, bunun üzerine 1923’te SSCB bölgeye özerk bölge statüsü
vermiştir. 1985’ten sonra SSCB’deki iç çekişmelerden yararlanmak isteyen
Ermeniler, Dağlık Karabağ’ı kendilerine bağlamak istemişlerdir. Bu istek Azeri
Türklerinin
tepkisine yol açmıştır.

Şubat 1988’de çoğunluğu
Ermenilerden oluşan Karabağ Parlamentosu’nun, Ermenistan’a katılma
kararı alması, Ermenilerle, Azeriler arasında önce çatışmaya sonra da savaşa
neden olmuştur. 1990’da Moskova Hükümeti yayınladığı bir kararname ile bölgede
silahların teslim edilmesini istemiş, ancak Azerilerden silahlar toplanırken, Ermeni
Meclisi
bu kararı kendi topraklarında uygulamamıştır. Azerilerin tamamen
silahsız kalması üzerine Karabağ, Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. Hocalı
başta olmak üzere birçok bölgede siviller katledilmiş, ya da göçe
zorlanmıştır. Bugün BM’nin ve birçok uluslararası kuruluşun
Ermenistan’a, Karabağ’daki işgali sona erdirerek çekilmesi yönünde yaptıkları
telkinlere rağmen işgal hala devam etmektedir. Türkiye, 1992 yılında
taraflar arasında çatışmalara son vermek için Karabağ’ı alan Ermenistan’a
karşılık, Nahçıvan koridorunun Azerbaycan’a verilmesini teklif etmiştir.
Hatta Türkiye, Ermeni saldırılarına karşılık barışı sağlamak için askeri
tedbirlere başvuracağını belirtmiştir. Ancak Azerbaycan’da yaşanan bir
darbe ile Ebulfeyz Elçi Bey’in görevden alınması yüzünden bu girişim
gerçekleşememiştir.

3. BALKANLARDAKİ
GELİŞMELER VE TÜRKİYE

Türk dış politikasında Balkanların
özel bir yeri vardır. Çünkü Balkanlarda 2 milyonu aşkın bir Türk nüfusu vardır.
Türkiye eski Yugoslavya’nın dağılmasıyla yaşanan gelişmeleri yakından
takip etmiş, buradaki durumu kaygıyla karşılamıştır. Türkiye, bölgede Sırpların
katliam ve soykırımına sessiz kalmamış, AGİK ve BM’den bu
saldırıların önüne geçilmesini istemiştir. Fakat Sırp saldırıları
önlenememiştir.

Kosova Barış
Gücü
: 29 Şubat 1992 yılında yapılan referandum sonucu Bosna
Hersek’
in bağımsızlığı kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanı olan Aliya İzzet
Begoviç,
1 Mart 1992 günü bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu gelişme üzerine Saraybosna’da
çatışmalar başlamıştır. Nazi soykırımından sonra 20. yy yaşanan en büyük vahşet
Bosna Hersek’te yaşanmıştır.

Yaşanan bu insanlık dışı
soykırım sonucu AT ve BM, Sırbistan’a bir ambargo uygulamış
ancak bu girişimler Sırpların saldırılarını önleyememiştir. BM, etnik
temizliğin derhal durdurulmasını isteyen bir karar kabul etmiştir. Ancak bu
önlemler bir sonuç getirmeyince ABD, 1993’te Bosna Hersek’e havadan
yardım etme kararı almıştır. Türkiye, bu yardım operasyonuna katılan ilk
ülke olmuştur. ABD’nin etkisiyle ateşkes ilan edilmiş ve Sırplar geri
çekilmiştir. ABD’de imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna Savaşı sona
ermiştir.

---

1995’te Paris’te imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna
Hersek Devleti
’nin temelleri atılmıştır. Bu antlaşma Bosna’daki askeri
operasyonları NATO’nun emrine vermiştir. Bu amaçla NATO, Barışı Uygulama
Gücü’
nü (IFOR) kurmuştur. Türkiye de IFOR birliğine asker göndererek
destek vermiştir.

---

4. AET’DEN AVRUPA
BİRLİĞİ’NE

AB’nin temelleri, 1951 yılında Almanya ve Fransa’nın
öncülüğünü yaptığı 6 ülkenin katılımıyla oluşturulan “Avrupa Kömür ve Çelik
Topluluğuna”
ve 1957 Roma Antlaşmasına dayanmaktadır. Yani Avrupa’da
birlik kurma düşüncesi ilk olarak Avrupa Kömür ve Çelik Birliği ile başlamıştır.

Yine 1957 yılında İtalya’nın Roma kentinde Avrupa
nükleer enerji topluluğunu
kurulmuştur. Aynı tarihte Avrupa Birliğine giren
ülkeler Avrupa Ekonomi Topluluğu olan AET’nin kuruluşunu sağlayan Roma
Antlaşmasını imzaladılar. Daha sonra da 1967’de Bürüksel Antlaşması ile
bir araya gelen Avrupalı devletler Avrupa Topluluğunu (AT) kurdular. 1993’te
topluluğa katılmaya aday ülkelere Kopenhag Kriterleri getirilmiştir.
Avrupa Birliği ya da kısaca AB, 27 ülkeden oluşan ve toprakları
büyük ölçüde Avrupa kıtasında bulunan siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir.

1993 yılında Maastricht
Antlaşması
(Bu antlaşmada ilk kez AB
terimi kullanılmıştır.) olarak da bilenen Avrupa Birliği antlaşmasının
imzalanması sonucu var olan “Avrupa Ekonomik Topluluğuna” yeni görev ve
sorumluluk alanları yüklenmiştir (Ekonomik ve parasal birlik, ortak dış işleri
ve güvenlik politikası, adalet ve iç işlerinde iş birliği gibi…). Böylece,
AB’nin 3 temel direği oluşturulmuştur. AET yerini AB’ye bırakmıştır.
AB, yaklaşık 500 milyonluk nüfusa sahiptir.

Birliğe üye ülkelerin 15’i Euro
adıyla anılan ortak para birimini kullanmaya başlamışlardır (Maastricht
Antlaşması ile tek para birimine geçilmiştir). Avrupa Birliğine katılmak
isteyen bir ülke 1993 yılında yayımlanan Kopenhag Kriterlerini tümüyle
sağlamak zorundadır. Bu kriterler, topluluğa katılmaya aday ülkelere
uygulanmaktadır.

Avrupa Birliğinin, bir bayrağı,
marşı ve ulusal bayramı vardır. Bayrağı gök mavisi zemin üzerine
12 yıldızdan oluşur. Bu yıldızlar, birliğinin oluşumunda etkili olan ülkeleri
simgeler. Marşı, Beethoven’in 9. senfonisinin “neşeye övgü” bölümünden alınmıştır.
Birleşik Avrupa’nın temellerinin atıldığı 9 Mayıs ise AB’nin ulusal
bayramı
dır. Avrupa Birliğine üye ülkeler, 2002 yılından itibaren Euro adında
ortak para birimini kullanmaktadırlar.

AB, tüm üye ülkelerini dünya
ticaret
örgütünde, G8 zirvelerinde, BM toplantılarında temsil
ederek, üyelerinin dış politikalarında da rol oynamaktadır. AB’nin 27 üyesinden
21’i NATO’nun da üyesidir.

Avrupa Birliğine katılmayı
reddeden ülkeler ise şunlardır: İsviçre, İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç

5. AVRUPA BİRLİĞİ’NİN
GEÇİRDİĞİ
AŞAMALAR

---

Avrupa Kömür Çelik Topluluğu
(1951)

---

Avrupa Savunma Topluluğu (1952)

Roma Antlaşması (1957) Böylece Avrupa Ekonomik birliğine adım atılmıştır.

Schengen Antlaşması (1985) Böylece üye ülkeler arasında pasaport kaldırılmıştır.

Maastrich Antlaşması (1992) AB için gerekli hukuki ve idari yapıya sahip
olunması karalaştırıldı. Bu antlaşma ile birlik, AB adını almıştır.

Kopenhag Kriterleri (1993) Siyasi, Hukuksal, Ekonomik uyum kurallarıdır.

Amsterdam Antlaşması (1997) Demokrasi ve diplomaside iyileştirilmeler yapma
gereği

Nice Antlaşması (2001) Birliğin Doğu Avrupa’ya yönelik genişlemesine
yeni vizyonlar kazandırmak amaç edinilmiştir.

6. TÜRKİYE’NİN AB
SÜRECİ

Türkiye, 1959’da AET’ye
üyelik için müracaat etmiştir.1963’te ise Türkiye-AET Ortaklık Antlaşması
yapılmıştır (1963 Ankara Antlaşması). Bu Antlaşma ekonomik işbirliğini
öngörse de doğrudan bir gümrük antlaşması değildi.

---

Türkiye, AET’ye tam üyelik için
14 Nisan 1987’de başvuruda bulundu (1980 Darbesi geçiş aşamasını uzatsa
da 1987’de Başbakan Turgut Özal döneminde, AT’ye tam üyelik konusunda bir kez
daha başvuruldu). Türkiye 1 Ocak 1996’dan itibaren Gümrük Birliği uygulamasını
başlattı
(Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımı sırasında vergilerin
kaldırılmasıyla ilgilidir).

---

10 Aralık 1999’da Helsinki
zirvesinde Türkiye’nin tam üyelik için adaylığı kabul edildi:
1997’deki Lüksemburg zirvesinde, Türkiye’nin adının
tam üye

aday ülkeler arasında
gösterilmemesi üzerine Türkiye, AB ile siyasi iletişimi kesme kararı aldı. 1999
Helsinki zirvesinde tutumunu değiştiren AB Konseyi, Türkiye’nin adaylığını
teyit etti. Ancak AB’deki bazı ülkeler Türkiye’nin tam üyeliği yerine, imtiyazlı
ortaklık olması gerektiğini belirttikleri bir yaklaşım içine girdiler.

Türkiye, 17 Aralık 2004’te AB’ye tam üyelik için müzakere
tarihi aldı. 3 Ekim 2005’ten itibaren Türkiye’nin, AB’ye girmesi için
müzakerelere devam edilmektedir.
Hazırlık amacını taşıyan bir görüşme
süreci yaşanmaktadır. Ancak bu durum belirsizliklerle dolu bir seyir
izlemektedir.

7. AVRUPA
PARLAMENTOSU ve KONSEYİ

Avrupa Birliği içerisinde; Avrupa
Parlamentosu
, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Adalet
Divanı
da vardır.

Avrupa Birliği organları arasında yer alan Avrupa
Parlamentosu
, yasama organının bir yarısını oluşturur. Avrupa Parlamentosu üye
ülkelerde yapılan seçimler sonucunda belirlenen üyelerden (785 üyeden) oluşur.
Parlamento birçok önemli alanda yönetmelikler ve yönergeler çıkartır. Üye ülkeler;
parlamentoya nüfusları oranında milletvekili gönderirler.

AB Konseyi ise, üye devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yılda
en az iki kere toplanır. Konseyin merkezi Brüksel’dir. Konsey, büyük önem taşıyan
bazı kararlarda parlamentonun onayını almak zorundadır. Konsey, birliğin yasama
ve karar alma organıdır. AB’yi yöneten ve dış politikasını belirleyen organdır.

8. TİKA’NIN
KURULUŞU VE AMACI (1992)

TİKA, Türk İşbirliği ve Kalkınma
Ajansı’
dır. Bakanlar Kurulu kararıyla 1992 yılında Dış işleri
Bakanlığı’
na bağlı olarak kurulmuştur. TİKA, başta Türk dilinin konuşulduğu
ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere, gelişme yolundaki ülkelerin
kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, ticari, teknik, sosyal ve
kültürel alanlarda projeler ve programlar yaparak işbirliğini
geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Ayrıca ortak tarih ve kültür yapılarını
korumak ve Türkçeyi yaygınlaştırmak da önemli amaçları arasındadır.

1992’den beri faaliyette olan TİKA,
eğitim ve kültür alanlarındaki işbirliği programlarının yurt dışındaki Türk
kültür merkezlerince yürütülmesini sağlar. Özellikle Orta Asya ve Orta Doğudaki
Türk unsurlarla bağlantılar kurmuştur. Ahmet Yesevi Türbesinin restorasyonu,
Göktürk Kağanlığı Hazinelerinin bulunmasını, Orhun Kitabelerinin
restorasyonu
çalışmalarını yapmıştır.

9. AKKA( Avrupa
Konveksiyonel Kuvvetler Ant.)

1990’da Paris’te, Varşova
Paktı
ve NATO üyesi ülkeler arasında yapılan ortak deklarasyondur.
AKKA, “Avrupa Konveksiyonel Silahların İndirimi” konusunda bir antlaşmadır.
Silahsızlanma alanında kaydedilen önemli bir gelişmedir. Dünya barışına katkı
sağlamayı düşünen Türkiye de AKKA’ya taraf bir devlettir.

10. KARADENİZ
EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (KEİT)

1990 yılında Türkiye’nin girişimiyle “Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Toplantısı” yapılmıştır. Bu toplantıda Karadeniz havzasını barış,
refah ve istikrar
bölgesine dönüştürmek amaçlanmıştır.

11. TÜBA (Türkiye
Bilimler Akademisi)

Başbakanlığa bağlı olarak kurulan bir kuruluş olup bilimsel, idari
ve mali özerkliğe sahiptir. 1994 yılında çalışmalara başlayan bu
akademi, gençleri bilim ve araştırmaya sevk etmeye ve bilim insanları yetişmesini
sağlamaya çalışmaktadır.
TÜBA, TÜBİTAK’tan sonra kurulan bir bilim
akademisidir.

12. TÜRKSOY
PROJESİ

Türkiye, 1993 yılında Türk
Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi
(Türksoy) projesini geliştirmiştir. Bu
projenin amacı Türkçe konuşan ülkeler ve topluluklar arasında kültürel
ilişkilerin geliştirilmesidir.

13. GAP

---

Dicle ve Fırat nehirleri
üzerine yapılmış baraj ve hidroelektrik santralleri ile birçok alanda
sürdürülebilir bir kalkınma programıdır. GAP 1,7 milyon hektar bir tarım
alanını sulayacak dev bir projedir. GAP projesi kapsamında dünyanın 5. büyük
barajı olan Atatürk Barajı yapılmıştır.

---

14. MAVİ AKIM

Türkiye ile Rusya arasında 1997
yılında 25 yıl geçerli olacak “Mavi Akım Projesi Antlaşması”
imzalanmıştır. Böylece Rusya’dan, Türkiye’ye doğalgaz nakletmek için
2005’te mavi akım hattı açılmıştır. Karadeniz geçişli bu büyük boru hattından
Türkiye’ye önemli miktarda doğalgaz gelmektedir.

15. TÜRKİYE’DE KÜLTÜREL
GELİŞİM

Beyaz Cam (Türkiye’de ilk TV yayını): İTÜ’nün
televizyon deneme yayınlarıyla 1952 Nisan ayında Türkiye’de ilk TV yayını
başlamıştır. İTÜ’nün yayınları, ilk resmi radyo ve televizyon kurumu olan TRT’nin
31 Ocak 1968 Çarşamba akşamı yayın hayatına başlamasına kadar sürmüştür.
1970’lerde siyah-beyaz tek kanallı televizyon yaygınlaşmıştır.

Renkli Cam: Kamuya
açık ilk renkli TV yayını 31 Aralık 1981’de TRT tarafından yılbaşı
gecesi yapıldı. Türkiye, renkli yayına tamamen 1984’te geçti. Tek kanallı
yayın dönemi 1986’da ikinci kanalın açılmasıyla sona erdi. 1990’lı
yıllarda ise özel TV kanalları yaygınlaşmaya başladı. 1993’te
Anayasada yapılan değişiklikle özel TV- Radyo yayıncılığı serbest bırakıldı.
Buna paralel olarak RTÜK kuruldu.

Türkiye’den Dışarıya Göç: 1923–25
döneminde Yunanistan ve Türkiye arasında nüfus değişimi yaşandı. 1925–60
döneminde Türkiye’den yurt dışına yönelen göç ağırlıklı olarak gayri
Müslimlerden oldu. (Özellikle 2. Dünya savaşı sırasında Varlık Vergisi uygulamasından
ve İsrail’in kurulmasından dolayı.) 1960’ların başı ve 1970’lerin
sonları ise işçi göçü dönemidir (Özellikle Almanya, Avusturya, Hollanda,
Belçika, Fransa ve İsveç ülkelerine).

Dışarıdan Türkiye’ye Göç: Türkiye’ye
göçün 1. Dönemi 1923–45 “Ulusal İnşa” olarak adlandırılır. Çünkü sınırlarımız
dışında kalmış insanlarımız Anayurt’a gelmişlerdir. Bunun en önemli nedeni yaşadıkları
ülkelerdeki çatışmalar ve anlaşmazlıklardır. 2. dönem ise Bulgaristan’dan
Türkiye’ye 1945–89 yılları arasında aralıklarla yapılan göçlerdir.

16. KÜRESELLEŞEN
DÜNYA’DA MEYDANA GELEN ÇEŞİTLİ SORUNLAR

Terör: İnsanları yıldırmak, sindirmek yoluyla onlara belli düşünce
ve davranışları benimsetmek için zor kullanma ya da tehdit etme eylemidir. Yıkıcı
ve bölücü unsurlardan oluşmaktadır. Bu nedenle dünya genelinde sorun
olan şiddet ve teröre karşı önlem almaya yönelik ulusal ve uluslararası çalışmalar
yapılmaktadır. BM Antlaşmasının 1. maddesinde “Uluslararası Barışı ve Güvenliği
sağlamak”
BM’nin amaçlarından biri olarak ifade edilmektedir.

---

Ancak dünyada birçok ülke düşman olarak gördüğü ülkelerdeki
terör hareketlerine destek vermektedir. Bu nedenle terörle mücadelede dünya
genelinde tam bir başarıdan söz edilememektedir. Ne var ki Fransa gibi
bir ülkenin Ermeni terör örgütü ASALA’nın faaliyetlerini desteklemesi,
Avrupa’daki pek çok ülkenin PKK’yı desteklemesi, ABD’nin Orta Doğudaki
terör hareketlerinde Arapları kınarken, İsrail’i görmezden gelerek çifte
standart uygulaması terörü engelleme umutlarını olumsuz etkilemiştir.

---

ISAF (Uluslararası Güvenlik Destek Gücü): 11 Eylül Saldırılarından sonra Afganistan’dan uzaklaştırılan
Taliban yönetiminin yerine BM Güvenlik Konseyi ISAF’ı kurmuştur. Türkiye,
ISAF’ın komutanlığını uzun süre sürdürmüştür.

Küresel Isınma: İnsan
faaliyetleri sonucu atmosfere salınan karbondioksit ve metan gazların doğal yapıyı
bozmasıyla sera etkisi yaratması (güneş ışınlarının atmosferde tutulmasına)
sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklıkların artmasına küresel ısınma denir. Kömür,
petrol, fuel gibi fosil yakıtlarından oluşan karbondioksit gazı
atmosferdeki doğal örtüyü (su buharı ve karbondioksiti) etkileyerek yeryüzüne
yansıyan güneş ışınlarının daha fazla atmosferde tutulmasına, yeryüzünün daha
fazla ısınmasına yol açmaktadır. Bu etkiye sera etkisi denilir.

Açlık ve
Yoksulluk
: Dünyayı bekleyen önemli sorunlardan biri de açlıktır.
Dünyada her yıl 11 milyon kişinin açlıktan veya yetersiz beslenme yüzünden
öldüğü tahmin edilmektedir. 300 milyonu çocuk olmak üzere, 800 milyon açlığa
maruz insanın 203 milyonu Güney Afrika’da, 519 milyonu Asya ve Pasifik’te,
53 milyonu Latin Amerika ve Karayiplerde, 33 milyonu ise Yakın
Doğu
ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadır.

Çevre Kirliği: Çeşitli
kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerin hava, su ve toprakta
yüksek oranda birikmesi çevre kirliliğine neden olmaktadır.

Çernobil Nükleer
Reaktör Kazası
: 20. yy. en büyük nükleer kazasıdır. Nükleer enerjinin
dünyaya verdiği zararın en somut örneği 1986 yılında Çernobil nükleer
santralindeki patlamadır. 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna’nın Kiev kenti
yakınlarındaki Çernobil Nükleer Güç Reaktörü’nde meydana gelen patlama sonrasında
atmosfere büyük miktarda radyasyonun salındığı kazadır. Çernobil
patlaması sonucunda yaşanan sızıntı 3 milyon insanı radyasyona maruz bırakmış,
radyasyon Karadeniz havzasını tehdit etmiştir.

Salgın ve Bulaşıcı
Hastalıklar
: Salgın ve bulaşıcı hastalıklar son yıllarda artmakta
ve çeşitlenmektedir. Son 25 yılda dünyada birçok salgın hastalık ortaya çıkmıştır:
AIDS, Kırım Kongo Kanamalı hastalığı, Kuş gribi, Domuz
gribi
(H1 N1 virüsü) gibi.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü): WHO’nun kurulmasına 1945 yılında ABD’nin San
Francisco kentinde toplanan BM Konferansı’nda karar verilmiştir. Bu
kuruluşun amacı insan ve toplum sağlığıyla ilgili uluslararası çalışmalar
yapmaktır.

Kyoto Protokolü: Kyoto
Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri konusunda mücadele etmeye yönelik
uluslararası tek çevre antlaşmasıdır. BM, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi”
içinde imzalanmıştır (Japonya 1997). 1997’de imzalanıp, 2005’te yürürlüğe
giren bu protokolün temel amacı 6 milyarı aşan dünya nüfusunda karbondioksit
ve sera etkisine neden olan gazların salınımını en aza indirmektir.
Pahalı yatırımlar gerektiren bu projeye sahip çıkılması dünyanın geleceği açısından
yaşamsal önem taşımaktadır.

Protokolü kabul eden ülkeler karbondioksit ve sera etkisine
neden olan diğer 5 gazın salınımını azaltmaya söz vermişlerdir.
Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere
düşürmelerini gerekli kılmaktadır. Bu sözleşmeye 84 ülke imza koymasına
rağmen resmi imza veren ülke sayısı 35’i geçmemektedir. 177 ülke ve
AB’nin taraf olduğu Kyoto Protokolü, 6 Şubat 2009 tarihinde TBMM tarafından
görüşülerek imzalanmıştır
. Böylece Türkiye de protokol gereklerini yerine
getirmeyi kabul etmiştir. Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 160 ülkeyi ve
sera gazı salınımlarının %55’inden fazlasını kapsamaktadır. Ancak Kyoto
Protokolü ile devreye girecek olan önlemler pahalı yatırımlar gerektirmektedir.

---

Küresel ısınmanın halk ve
toplum düzeyinde yeterince ciddiye alınmaması ve Kyoto Protokolü antlaşmasının
hiçbir bağlayıcılığının olmaması nedeniyle bugüne kadar atmosfere salınan gaz
oranlarında düşüş yaşanmamıştır. Bu konuda sadece çevreci örgütlerin duyarlı
davranması bir sonuç vermemekte ve başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkeler,
antlaşmaya imza koymayarak bu konuda sorumlu davranış göstermemektedirler.

---

Sonuç olarak; içinde bulunduğumuz yüzyıl birçok
teknolojik imkânları insanların hizmetine sunarken bir yandan da insanlığın
ortak malı olan çevreden geri getirilmesi zor olan varlıkları da alıp götürmektedir.
Hızlı nüfus artışı, buna bağlı olarak beslenme, enerji, eğitim, çarpık kentleşme,
sağlıksız sanayileşme, azalan ve tükenen canlı türleri, artan kirlilik ve iklim
değişiklikleri dünyamızın en önemli iç sorunlarını oluşturmaktadır. Doğayı
kirleten en önemli unsur ise insandır. Normal şartlarda kendini
temizleyen doğa, artık aşırı kirlenmekte ve kendini yenilemekte zorlanmaktadır.

17. KÜRESELLEŞEN
DÜNYADA, TÜRKİYE’DE YAŞANAN SORUNLAR ve GELİŞMELER

Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında 1960’lı yıllardan
itibaren süregelen terör hareketleri yer almaktadır. 61 Anayasası’nın
getirdiği özgürlükler ortamında masum öğrenci istekleri biçiminde başlayan
hareketler, 1970’li yıllarda işçileri de etkilemiş ve zaman içinde terör, tüm
toplumu tehdit eder hale gelmiştir. 1970’lerin ortalarında etnik ayrılık
talepleri başlamış ve sonrasında PKK ortaya çıkmıştır. Böylece faili
bilinmeyen cinayetler 1977’den sonra artmıştır. Bu dönem 12 Eylül Askeri
Darbesi
ile noktalanmıştır.

Ancak 1980’li yıllarda
demokrasiye tekrar geçilmesi, yasa dışı örgütleri tekrar harekete geçirmiş ve
bu örgütler şiddetle eğitim kurumlarını işlemez hale getirmişlerdir. Ayrıca
basın üyelerini de hedef alarak kargaşa ortamı yaratmaya çalışmışlardır.

Türkiye’nin diğer bir önemli
sorunu 17 Ağustos 1999’da tüm ülkeyi yasa boğan depremdir. Bu depremin
doğurduğu toplumsal ve ekonomik sorunların etkileri hala sürmektedir. Bu arada,
deprem sonrası ekonomik sorunları en aza indirmek için zorunlu deprem
sigortası
(DASK) getirilmiştir.

Bu dönemde, eğitim de
Türkiye’nin önemli sorunlarından biridir. Toplumsal barışın ve huzurun en
önemli araçlarından biri eğitimdir. Oysa insanların eğitim seviyesi yükseldikçe
sıkıntıların çoğu kendiliğinden çözümlenecektir. Bu nedenle devlet ve özel
kuruluşlar eğitim alanındaki çalışmalara öncelik vermelidir.

Son yıllarda Türkiye’de “Haydi
Kızlar Okula, Temel Eğitim Programı, Eğitime %100 destek projesi”
ile eğitime
önem verilmeye başlanmıştır. 1998’den itibaren Türkiye’de 8 yıllık
kesintisiz eğitime
, 2012 yılından sonra 12 yıllık kesintisiz eğitime
geçildi.

Türk Kızılayı, 1868 yılında Hilal-i Ahmer (Osmanlı yaralı ve hasta
askerlere yardım cemiyeti) adıyla kurulmuştur. İmkânları ölçüsünde, yaşanan doğal
afet
ve savaşlarda çeşitli ülkelere yardım yapmıştır. Türk Kızılayı
hem ülkemizdeki hem de dünyadaki sorunların çözümüne katkılar yapmaktadır. 2004
yılında Güney Asya’daki Tusunami felaketine yardım göndermiş, 2005
yılında Pakistan’da yaşanan deprem felaketinde Pakistan halkına yardım
etmiştir.

Türkiye’de, Çalışma Bakanlığı,
İş Bulma Kurumu
ve İşçi Sigortaları Kurumu 1946 yılından itibaren
kurulmuştur. 1947’de Sendikalar Kanunu çıkartılmıştır. DİSK, KESK,
MEMUR-SEN önemli sendikalar arasında yer alır.

---

Türkiye’de 1 Mayıs,
1976’dan itibaren İşçi Bayramı olarak kutlanmaktadır ve günümüzde yapılan
düzenlemeyle 1 Mayıs, resmi tatil olmuştur.

---

1982 Anayasası’nı daha demokratik hale getirmek için anayasanın bazı
maddeleri değiştirilmiştir. Buna göre seçmen yaşı 18’e, seçilme yaşı
25’e
indirilmiştir. Siyasi partilerin kapatılması ise zorlaştırılmıştır.

2003 yılında Türkiye, Eurovision şarkı yarışmasında Sertap
Erener
ile birinciliği kazanmıştır.

Türkiye, 2002 yılında
Kore’deki Dünya Kupasında
dünya üçüncüsü olmayı başarmıştır.

Türkiye, 2008 Avrupa futbol Şampiyonasında
yarı finale kadar yükselmiştir.

Edebiyat alanında Türkiye, Orhan
Pamuk’
la “Dünya Nobel Edebiyat ödülünü” kazanmıştır.

1996 yılında dünyada “Dolly” adlı koyun kopyalanırken,
2007’de Türkiye, “Oyalı” adlı koyunu kopyalamıştır.

1996 yılında Kardak kayalıkları yüzünden   Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine gelmiştir.

---

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir